Prof. Dr. Melahat Özgü, 1906’da İstanbul’da doğdu. Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdi (1928). Sınav kazanarak Almanya’ya gönderildi; Berlin ve Bonn Üniversitelerinde Alman dili ve edebiyatı, sanat tarihi, tiyatro, felsefe ve pedagoji öğrenimi gördü. Doktorasını vererek Türkiye’ye dönünce (1934) Ankara Kız Lisesi Almanca öğretmenliğine atandı. Ertesi yıl kurulan Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’nin Alman Dili ve Edebiyatı Kürsüsünde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı; yirmi yıl Tercüme Bürosu’nda çalıştı. 1939’da doçentliğe, 1942’de profesörlüğe yükseltildi. 1964’te fakülteye bağlı Tiyatro Kürsüsü’nü, 1969’da bu kürsüyü de içine alan Tiyatro Araştırmaları Enstitüsü’nü kurdu. 1976’da emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul’da, konservatuarlarda tiyatro dersleri verdi. Çevirdiği kitaplardan başlıcaları şunlar: Lessing’den Define, Schiller’den İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Bir Dizi Mektup, Hauptmann’dan Rose Bernd, Rilke’den Genç Bir Şaire Mektuplar, Zweig’dan Sanatta Yaratıcılığın Sırrı. 1955’te Türk – Alman Kültür İşleri Kurulu’nca “Schiller Madalyası“na değer görüldü.

1940’ların dışa kapalı Türkiyesi, kültür ufuklarını Klasikler çevirileriyle genişletebilmişti. Bu çeviriler, geniş ölçüde Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in ve “Tercüme Bürosu“nun çabalarıyla dilimize kazandırıldı. “Tercüme Bürosu” denilince Sabahattin Eyüboğlu, Ataç, Suut Kemal Yetkin gelir akla. Ama orada çalışan pek çok kişinin katkısını gözden uzak bulundurmamak gerekir. Bunlardan biri de Melahat Özgü’dür. “Büro“da yirmi yıl çalışan, Tercüme dergisinde çok sayıda
çeviri ve incelemesi yer alan Prof. Dr. Melahat Özgü, Ulus’un “Güzel Sanatlar” sayfalarında, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Dergisi’nde, sonraları Türk Dili’nde, Tiyatro Araştırmaları Dergisi’nde ve başka süreli yayınlarda Alman dili ve edebiyatı, tiyatro, plastik sanatlar, müzik vb konularda çeviriler, incelemeler, araştırmalar yayımlar. Cumhuriyet döneminin ilk kadın profesörlerindendir.
İlköğrenimini Bakırköy ve Çamlıca’da yapar, bir ara Bakırköy’deki St. Fransiscaine Soeur’ler Okulu’na gider. Kandilli’de başladığı ortaöğrenimini 1928’de Erenköy Kız Lisesi’nde tamamlar. O yıl ilk kez uygulanan “bakalorya” sınavını da verir. Öğretmeni romancı Reşat Nuri Güntekin’in de etkisiyle edebiyata büyük bir ilgi duyuyordur ama, hekim olmayı düşlemektedir.
O sıralarda Milli Eğitim Bakanlığı, yükseköğrenim için Avrupa’ya öğrenci gönderme kararı alır. Amaç, geleceğin üniversitelerine öğretim üyesi yetiştirmek… Öğretmenlerce aday gösterilen lise mezunları arasında yer alan Melahat Azmi Hanım, sınavları kazanır ve bir kız, beş erkek burslu öğrenciyle birlikte Almanya’ya yollanır. Orada neler okuyacakları, nasıl yetiştirilecekleri önceden planlanmıştır.
İlkin Goethe ve Schiller’in kenti Weimar’a, bir gymnasium’a (eski Yunanca ve Latince’ye ağırlık veren lise) gönderilir. Profesörlerden birinin evinde pansiyoner olarak kalır; bir yıl boyunca çeşitli sınıfların dil, edebiyat, felsefe, sanat tarihi derslerini izler. Ertesi yıl da Berlin Üniversitesi’ne yazılır.
Öğrenci müfettişleri onlarla sürekli ilgileniyor, yol gösteriyorlardır. Müfettişin tavsiyesiyle, üniversiteye bağlı Deutsches für Auslander’in Pedagoji Bölümü’ndeki dersleri de izlemeye başlar. Burada iki bitirme ödevi hazırlar: Theodor Storm’a Giden Yolum ve Türk Okullarında Yabancı Dil Dersi. Almanca öğretme yetkisi veren pedagoji diplomasını elde eder. Tezlerinden ilki beğenilir ve Enstitü’nün dergisinde yer alır (23 Nisan 1930). Yayımlanan ilk yazısıdır bu.

Daha sonra Bonn Üniversitesi’ne geçer. Burada Alman dili ve edebiyatı, felsefe, sanat tarihi, tiyatro derslerini izler: “Bonn’da pro-seminerimi yaptım, belgemi aldım,” diyor. “Asıl seminere geçtiğim zaman, yabancılardan hoşlanmayan bir profesör ‘Yabancılar Germanistik filoloji yapamazlar’ dedi. Hemen müfettişe yazdım. O sırada Cevat Dursunoğlu’ydu müfettiş. Çok babacan, yardımsever bir insandı. Berlin’e çağırdı beni.”
Öğrenimini Berlin Üniversitesi’nde sürdürür. “Son sınıfta doktora seminerlerine kaydoldum. O sırada Naziler üniversitelere girmeye başladılar. Antik tiyatro dersi veren hoca değerli bir insandı. Yahudi olduğu için kürsüden alındı. Acı olaylardı. Sonradan, yanında doktora yaptığım Prof. Julius Petersen’in Nazi olduğunu işittim. Zorladılar herhalde.”
Prof. Petersen, pek tanınmamış bir 19. yüzyıl yazarını, Graf Adolf Friedrich von Schack’ı verir doktora konusu olarak:
“Bu yazar, Doğuyla ilgilenmiş, Türkiye’ye de gitmiş. ‘Bunu ancak siz yapabilirsiniz, kime verdimse yapamadı’ dedi. Onun izini buluncaya kadar bir yıl geçti. Ressamları destekleyip özendirdiği, büyük bir resim koleksiyonuna sahip olduğu biliniyor. Türkiye’ye gelmiş, Türkçe öğrenmeye çalışmış. Ardında birtakım kâğıtlar, tamamlanmamış eserler bırakmış… Bir yıl sonra, bir gazetede Schack adını buldum, o adrese mektup yazdım. Aile adının önemini o zaman anladım.”
Mektup gönderdiği zat, aynı aileden bir hukukçudur. Schack’tan kalan yazı ve kâğıtların Kuzey Almanya’da, bir çiftlikte bulunduğunu bildirir. Bu kez oraya mektup yazar Melahat Özgü. Uzun süre bekledikten sonra cevap alır:
“Kim olduğumu anlamak istemişler, soruşturmuşlar. Mektupta, tezi veren profesörün adını yazmıştım. Ona da sormuşlar. Sonunda davet ettiler. Gittim, bir Alman çiftliğinin hayatını gördüm. Çok yararlı, ilginç oldu benim için… Her şey bir odada duruyordu. Sandıklar, dolaplar dolusu kâğıtlar, kitaplar… Kimse ilgilenmemiş. Çiftlik sahiplerinin büyük dayıları oluyormuş Schack. Bir ay, kâğıtları tasnif etmekle geçti. Günlüğünü buldum: Türkçe öğrenmeye başlamış, Türkiye’ye gelmiş. Ama buraya gelince bakmış ki Türkçe; Arapça ve Farsça kelimelerle dolu. Türkçe öğrenmekten vazgeçip Arapça öğrenmek üzere Arabistan’a gitmiş…”
(Bu noktada dil özleşmesinin önemini vurguluyor Melahat Özgü.)
Bulabildiği belge ve bilgilerle Graf Adolf Friedrich von Schack ve Doğu başlıklı doktora tezini hazırlar. Doktorasını verdikten sonra kadın-erkek eşitliğinin tanındığı, Soyadı Yasası’nın çıktığı 1934 yılında Türkiye’ye döner…
Ankara Kız Lisesi’nin Almanca öğretmenliğine atanır. Ayrıca İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nde Almanca dersleri verir. 1935’te Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi kurulur ve Melahat Özgü, Alman Dili ve Edebiyatı kürsüsü öğretim üyeliğine getirilir. Yeni kurulan Yüksek Ziraat ve Veteriner Enstitülerinde de Almanca
dersleri verir (1936-1945). “Humor” adlı tezini ve “Jean Paul’ün Estetiği” konulu deneme dersini vererek 1939’da doçentliğe; Alman edebiyatı, Goethe ve Schiller üzerindeki çalışmalarını, öğretim alanındaki başarılarını değerlendiren yabancı profesörlerden oluşma bir komisyonun kararıyla 1942’de profesörlüğe yükseltilir.
1930’ların ikinci yarısında yabancı profesörlerin Türkiye’ye çağrılmasında, fakültelerde görev almalarında Cevat Dursunoğlu’nun önemli rolü bulunduğunu, onlarla ilişkiyi de Dursunoğlu’nun kurduğunu belirtiyor Melahat Özgü. Uzun yıllar Alman Dili ve Edebiyatı kürsüsünde öğretim üyeliği yapan, bu arada fakültede yönetsel görevler de üstlenen Melahat Özgü, 1964’te aynı fakülteye bağlı Tiyatro Kürsüsü’nü kurmakla ve kürsünün yönetimiyle görevlendirilir. Muhsin Ertuğrul’un çabaları sonucu kurulan ve iki yıl süreyle dersleri izleyenlere sertifika veren Tiyatro Enstitüsü sayılmazsa, Türkiye’de tiyatro ilk kez üniversite düzeyinde ele alınmaktadır. 1969’da bu kürsüyü de içine alan Tiyatro Araştırmaları Enstitüsü kurulur ve Melahat Özgü bu enstitünün müdürlüğüne getirilir. 1976’da emekliye ayrılana kadar tiyatro alanında da çok sayıda öğrenci ve görevlerini sürdürmekte olan değerli öğretim üyeleri yetiştirir.
Yirmi yıl Tercüme Bürosu’nda çalışan ve çevirileri Almanca asıllarıyla karşılaştırıp gözden geçiren, daha sonra Türk Dil Kurumu’nda çeşitli görevler üstlenen, kimi uluslararası bilim derneklerinin üyeliğine alınan Prof. Melahat Özgü, şimdi anılarını yazıyor. Yazılarını da “Yazın“, “Yazarlar“, “Tiyatro” “Müzik“, “Yabancı Dillerde Yayın“, “Kongre ve Sempozyumlarda Bildiri ve Raporlar” başlıkları altında yayına hazırlıyor.

YORUMLAR