Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İnsan Uykusunun Bile Satılık Olduğu Bir Dünya: Engin Demirtuğ’dan “Çıt Çıkarmadan

Engin Demirtuğ’un “Çıt Çıkarmadan” romanı, insan bedeninin, zamanın ve emeğin satıldığı distopik bir dünyada günümüz toplumunun çelişkilerini anlatıyor.

Engin Demirtuğ’un “Çıt Çıkarmadan” romanı, insan bedeninin, zamanın ve emeğin

Ange Yayınları etiketiyle okurla buluşan Engin Demirtuğ’un ikinci romanı “Çıt Çıkarmadan”, insan bedeninin, zamanın ve emeğin ekonomik bir kaynağa dönüştüğü distopik bir dünyadan hareketle günümüz toplumunun çelişkilerine ayna tutuyor.

İnsan ne kadarını satabilir kendinden? Emeğini, zamanını, hayallerini… Peki ya uykusunu? Hayatından vazgeçtiği yılların karşılığında sevdiklerine daha iyi bir gelecek satın alabilir mi?

Engin Demirtuğ, *Ange Yayınları* tarafından yayımlanan ikinci romanı *“Çıt Çıkarmadan”* ile okuru bu soruların etrafında şekillenen karanlık ama bir o kadar da tanıdık bir dünyaya davet ediyor.

İlk kitabı Tarih-i Kadim ile edebiyat dünyasına adım atan Demirtuğ, yeni eserinde distopyanın olanaklarından yararlanarak yalnızca geleceğe ilişkin bir kurgu sunmuyor; bugünün ekonomik ilişkilerini, toplumsal eşitsizliklerini ve insanın giderek kendi yaşamına yabancılaşmasını da sorguluyor.

UYKUNUN EKONOMİK DEĞERİ

“Çıt Çıkarmadan”ın kurduğu dünyada uyku, insanın doğal bir ihtiyacı olmaktan çıkarak ekonomik sistemin parçası haline geliyor. Uzun süreli uyku programlarına dahil edilen insanların bedenlerinde üretilen melatonin, ticari bir kaynağa dönüştürülüyor.

Böylece çalışmak ile yaşamak, üretmek ile var olmak arasındaki sınırlar belirsizleşiyor. İnsan artık yalnızca uyanıkken değil, uyurken de ekonomik değer üreten bir varlığa indirgeniyor.

Bu sıra dışı kurgu, romanın en dikkat çekici düşünsel eksenini oluşturuyor. Çünkü Demirtuğ’un tasarladığı düzen, ilk bakışta bilimkurguya özgü bir aşırılık gibi görünse de günümüz dünyasının çalışma hayatına, tüketim alışkanlıklarına ve ekonomik eşitsizliklerine ilişkin güçlü çağrışımlar taşıyor.

*İnsan yaşamının her anının verimlilik üzerinden değerlendirildiği bir dünyada, gerçekten kendimize ait ne kadar zamanımız kalır?*

Roman, bu sorunun yanıtını doğrudan vermek yerine okuru kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye çağırıyor.

BİR ANNENİN FEDAKÂRLIĞINDAN BİR TOPLUMUN HİKÂYESİNE

Romanın önemli karakterlerinden Neslihan Akbulut, çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlayabilmek için yaşamından yıllarını feda etmeyi kabul eden bir anne.

Neslihan’ın tercihi, ilk bakışta annelik sevgisinin ve fedakârlığın bir göstergesi olarak okunabilir. Ancak bu kararın ardında çok daha büyük bir toplumsal mesele bulunuyor: İnsanların sevdiklerine insanca bir yaşam sunabilmek için kendi yaşamlarından vazgeçmek zorunda bırakılması.

Demirtuğ, Neslihan’ın hikâyesi üzerinden bireysel fedakârlık ile ekonomik zorunluluk arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor. Bir annenin çocukları için yaptığı seçim, aynı zamanda sınıfsal eşitsizliklerin insan hayatı üzerindeki belirleyici etkisini ortaya çıkarıyor.

Neslihan’ın kızı Müzeyyen ise bu düzenin karşısında farklı bir tutumu temsil ediyor. Annesini sistemin elinden kurtarmaya çalışırken yalnızca kişisel bir mücadele vermiyor; insan hayatını alınıp satılabilir bir değere indirgeyen anlayışa da karşı çıkıyor.

Anne ile kızın hikâyesi böylece romanın duygusal merkezini oluştururken bireysel bir kurtuluş arayışı daha geniş bir toplumsal sorgulamaya dönüşüyor.

GÖRÜNÜR OLMANIN BEDELİ, GÖRÜNMEZ KALMANIN SESSİZLİĞİ

“Çıt Çıkarmadan” yalnızca emek ve ekonomik sömürü üzerine kurulu bir distopya değil. Roman, çağdaş insanın görünür olma arzusunu, sosyal medyanın yarattığı kimlik baskısını ve güzellik anlayışının birey üzerindeki etkilerini de anlatısına dahil ediyor.

Bir tarafta varlığını sürdürebilmek için bedenini ekonomik sisteme teslim eden insanlar, diğer tarafta kabul görmek ve beğenilmek uğruna kendisini sürekli yeniden biçimlendiren bireyler bulunuyor.

Engin Demirtug-Cit Cikarmadan02

Bu iki farklı yaşam biçimi, aslında aynı sorunun etrafında birleşiyor: *İnsan kendi hayatını mı yaşıyor, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı?*

Ender karakteri üzerinden görünürlük ve sosyal medya kültürünün öne çıktığı anlatıda, bireyin kendisini başkalarının bakışlarıyla tanımlaması da romanın eleştirel damarlarından birini oluşturuyor.

Demirtuğ, böylece ekonomik sömürünün yalnızca fiziksel emekle sınırlı olmadığını; insanın bedeni, kimliği, arzuları ve toplumsal kabul görme ihtiyacının da çeşitli baskı mekanizmalarının parçasına dönüşebildiğini düşündürüyor.

SESSİZLİĞİN İÇİNDE BÜYÜYEN DÜZEN

Romanın adı, anlatının düşünsel dünyasını anlamak açısından özel bir önem taşıyor.

“Çıt Çıkarmadan” ifadesi, yalnızca sessizliği değil, sessizliğin zamanla nasıl bir kabullenişe dönüşebildiğini de çağrıştırıyor.

İnsanlar alışıyor. Önce kendilerine dayatılan koşullara, sonra başkalarının uğradığı haksızlıklara, en sonunda da değiştirebileceklerine inanmadıkları bir düzene…

Başlangıçta kabul edilemez görünen uygulamalar zamanla sıradanlaşıyor. Olağanüstü olan gündelik hayatın parçası haline geliyor.

Romanın distopik atmosferini güçlendiren de bu normalleşme süreci. Çünkü anlatılan dünyayı ürkütücü kılan yalnızca insan bedeninin ekonomik bir kaynağa dönüştürülmesi değil, toplumun bunu hayatın doğal işleyişi olarak kabul etmeye başlaması.

Bu açıdan bakıldığında romanın başlığı, bir davranış biçiminden çok toplumsal bir ruh halinin ifadesine dönüşüyor.

DİSTOPYANIN AYNASINDA BUGÜNÜN İNSANI

Distopya edebiyatı, çoğu zaman geleceği anlatırken aslında bugünün korkularını görünür kılar. George Orwell’den Aldous Huxley’ye uzanan edebî gelenekte baskı, denetim, özgürlük ve bireyin sistem karşısındaki konumu farklı biçimlerde ele alınır.

Engin Demirtuğ’un “Çıt Çıkarmadan” romanı da insanın ekonomik bir düzen içindeki yerini merkeze alarak bu düşünsel tartışmayla ilişki kuruyor.

Ancak romanın çıkış noktasında yalnızca otoriter bir sistemin baskısı bulunmuyor. İnsanların daha iyi bir hayat kurabilmek için kendi yaşamlarından vazgeçmeye razı olmaları, anlatının en çarpıcı çelişkilerinden birini oluşturuyor.

Bu yönüyle “Çıt Çıkarmadan”, özgürlüğün yalnızca seçim yapabilmekten ibaret olup olmadığını da düşündürüyor. Çünkü ekonomik zorunlulukların belirlediği bir dünyada, bireyin önüne konulan seçenekler her zaman gerçek bir özgürlüğe karşılık gelmeyebilir.

Gerilim ve aksiyon unsurlarını toplumsal eleştiriyle buluşturan roman, Neslihan, Müzeyyen, Cemal ve Ender’in kesişen hikâyeleri üzerinden farklı hayatların aynı düzen tarafından nasıl biçimlendirildiğini anlatıyor.

İNSAN HAYATININ FİYATI OLUR MU?

“Çıt Çıkarmadan”ın edebî ve düşünsel merkezinde, insanın kendi yaşamı üzerindeki söz hakkı bulunuyor.

Bir insanın zamanı kime aittir? Bedeninin ürettikleri üzerinde kim hak sahibidir? Daha iyi bir gelecek vaadi, bugünden vazgeçmeyi haklı çıkarabilir mi?

Engin Demirtuğ, ikinci romanında bu soruları distopik bir dünyanın çatışmaları içinde ele alırken okuru yalnızca kurgusal bir geleceğin olasılıklarıyla değil, yaşadığı çağın değerleriyle de karşı karşıya bırakıyor.

*Ange Yayınları’ndan çıkan “Çıt Çıkarmadan”, insanın yalnızca emeğinin değil, varoluşunun da ekonomik bir değere indirgenebildiği bir dünyada özgürlüğün, fedakârlığın ve sessiz kalmanın anlamını sorgulayan bir roman olarak okurla buluşuyor.*

Belki de romanın geride bıraktığı en önemli soru şu:

Bir gün hayatımızın tamamı satın alınabilir hale gelirse, bize ait olduğunu söyleyebileceğimiz ne kalır?