“Alaylı bir şekilde toplumsal eleştiri yapılan 87 devirli eski plaklar var. Meddah Süruri’nin, Hazım Körmükçü’nün… Halk ilgi gösteriyor, satın alıyor ki, bu plaklar çıkıyor. O dönemlerde parti, sendika, dernek yok;..

“Alaylı bir şekilde toplumsal eleştiri yapılan 87 devirli eski plaklar var. Meddah Süruri’nin, Hazım Körmükçü’nün… Halk ilgi gösteriyor, satın alıyor ki, bu plaklar çıkıyor. O dönemlerde parti, sendika, dernek yok; demek ki eleştiri görevini bunlar üstlenmiş. İşte bu konuda bir yazı hazırlıyorum. Yakında toplanacak Uluslararası Türkiye Sosyal ve İktisadi Tarihi Kongresi için…”
Dr. Robert Anhegger, en son bu konu üzerinde çalışıyordu. Daha önce de üzerinde durulmamış nice konuyu araştıran, gün ışığına çıkaran bir Türkolog ve araştırmacı o. “Osmanlı İmparatorluğu’nda madenciliğin tarihi“nden Almanya’daki Türklerin dinlediği Türkçe kasetlere, “İstanbul su bendlerine ilişkin yeni bir tarihi kaynak“tan “Bir devri yansıtan sigara kâğıdı kapakları“na kadar…
1940’tan beri Türkiye’de yaşıyor. Diyor ki:
“Ben Türk dostu muyum? Hayır. Peki, o halde Türk düşmanı mıyım? Tabii ki hayır. Ben Türkleştim. Ama aynı zamanda bilinçli bir Almanım. Almanya’da doğmadım. Avusturya, İsviçre, Hollanda’da ve Türkiye’de ömrüm geçti. Ben dış ülkede yaşayan Almanlardanım. İki savaş arasında bu kolay bir meslek değildi…”
DR. ROBERT ANHEGGER KİMDİR
1911’de Viyana’da doğdu. Amsterdam, Zürih, Berlin ve Viyana’da öğrenim gördü. Önce hukuk, sonra edebiyat ve tarih okudu. Balkan tarihine ilgisi nedeniyle Türkçe öğrenmek üzere ilk kez 1935’te Türkiye’ye geldi. Nazi rejimi altında yaşamak istemediği için 1940’ta Türkiye’ye yerleşti. Çeşitli işlerde çalıştı, Almanca öğretmenliği ve okutmanlığı yaptı. 1955’te kurduğu İstanbul Kültür Derneği 1959’da Türk-Alman Kültür Derneği’ne, daha sonra Türk-Alman Kültür Enstitüsü’ne dönüştü.
Enstitünün yöneticiliğine getirilen Anhegger, Türk kültürünün yurtdışında tanıtılması yolunda pek çok çalışma yaptı. Türkoloji ve Türkiye tarihi başta olmak üzere, değişik konularda makaleler, kitaplar yayımladı. Varia Turcica dergisinin bir sayısı, 1987’de Türkiye, Almanya, Hollanda, Avusturya ve Yugoslavya’dan bilim adamları ile araştırmacıların 29 makalesiyle 369 sayfadan oluşan “Robert Anhegger Armağanı” olarak yayımlandı. Robert Anhegger’i 27 Mart 2001’de yitirdik.
Babası Alman, annesi Fransızca konuşan bir İsviçreli. Çocukluğunda, evinde Almancadan çok Fransızca konuşulur. Kıt Almancası yüzünden, ilkokulda alaya alınır. 1919’da aile Hollanda’ya gider, orada üç yıl yaşarlar. 1922’de İsviçre’nin Zürih kentine yerleşirler. Anhegger bir yıl Almanya’da kalıp Zürih’e döner, öğrenimini sürdürür. Bütün bunlar, ülkesi dışında yetişen kişilerin ne gibi güçlüklerle karşılaştıklarını ortaya koyan deneyimlerdir onun için. Bu deneyimlerinden ilerde, Almanya’daki Türk işçi çocuklarının durumu üzerine eğildiğinde yararlanacak…
Almanya, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkmıştır. Bu yüzden Almanlar bütün dış ülkelerde aşağılanıyordur. “İki seçenek vardı önümde,” diyor Anhegger. “Tümüyle asimile olmak (özümsenmek) ya da şovenist (bağnaz ulusçu) olmak. İkisini de kabul etmedim. Özellikle şovenist olmaktan, lisede birkaç gerilimli yıl yaşadıktan sonra, kıl payı ile kendimi kurtardım. Bunun yanlış bir yol olduğunu gördüm. Onun için, hiçbir zaman da Hitler’ci olmadım.”
Liseyi Zürih’te bitirir, üniversiteye başlar. Önce hukuk, sonra edebiyat öğrenimi… Ve tarihle
ilgilenir. Özellikle Balkan tarihiyle. Türkçe bilmeden Balkan tarihini gereği gibi araştırıp incelemek olanağı bulunmadığı inancıyla Türkçe öğrenmeye karar verir.
Almanya’ya geçer, öğrenimini Berlin’de sürdürür. Yıl, 1933. Bir rastlantı ile ünlü “Reichstag Yangını“nın tanığı olur. Parlamento binasını yakan Naziler, suçu sosyalistler üzerine yüklemeye çalışırlar o sıra…
1935’te İstanbul’a gelir ve bir yıl kalır. Gedikpaşa’da oturur; Türkçenin inceliklerini öğrenmeye başlar. Komşusu olan Karamanlı (Türkçe konuşan Rum) aile, sonradan Karamanlıca üzerinde yapacağı çalışmaların ilk esinleyicisi olacak: Vedat Günyol’la birlikte yayına hazırladıkları, başına geniş bir araştırma eklediği Seyreyle Dünyayı – Temaşa-i Dünya ve Cefâkar ü Cefakeş, bugünkü bilgilerimize göre Türkçede ilk romandır; Karamanlı lehçesiyle yazılmış, Yunan harfleriyle basılmıştır (Yeni bas. 1986, 1988).
1938’de Türkiye’ye ikinci kez gelir; Türkolog Andreas Tietze ile birlikte Anadolu gezisine çıkarlar:
“O yolculukta notlar almışız. Bir çeşit seyahatname. Geçenlerde birlikte baktık, Türkiye’deki değişmeye şaşıp kaldık. Türkiye o zaman ne kadar kapalıydı! Turist kavramı hiçbir yerde yoktu. Gittiğimiz her yerde ‘Aktör müsünüz’ ya da ‘Defineci misiniz’ diye soruyorlardı. Başka şey bilinmiyordu. Ve her karakolda otobüs durduruluyor, biz indiriliyorduk. Nezaketle kahve ikram ediyorlardı.”
Hitler rejimi altında yaşamak istemez Anhegger. Üstelik Nazi yasalarını da çiğnemiş, Yahudi bir hanımla evlenmiştir. İsviçre’de yaşayan babasının “Benim firmamda çalış” önerisini de geri çevirir.
1940’ta, üçüncü kez ve yerleşmek amacıyla İstanbul’da… Bir bakıma “siyasi mülteci“… Türkiye’nin o dönemde Almanya’dan siyasal nedenlerle sığınanları geri vermediğini vurguluyor; sığınmacılar geri gönderilseydi orada “facia“lar yaşanabileceğini belirtiyor.
Alman Arkeoloji Enstitüsü’nde bir yıl “yardımcı araştırmacı” olarak görev yaptıktan sonra, yaşamını kazanmak için çeşitli işlere girer çıkar. Basımevlerinde çalışır, özel dersler verir… Sonra Yıldız Teknik Okulu’nda Almanca öğretmenliği, İstanbul Üniversitesi Alman Dil ve Edebiyatı Bölümü’nde okutmanlık… 1956’da, Almanya Kültür Ataşesi’nin önerisi üzerine Almanca kurslarını başlatır, yönetir…
1955’te kültür ilişkilerini canlandırmak üzere Türk-Alman Kültür İşleri İstişare Kurulu oluşturulursa da kurul pek etkinlik gösteremez. Bunun üzerine Anhegger, Behçet Necatigil, Adalet Cimcoz, Muallâ Eyuboğlu (Sabahattin ve Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun kardeşi; Köy Enstitüleri binaları projelerinin yapımında ve inşaatında mimar olarak çalıştı, Topkapı Sarayı Harem Dairesi’ni restore etti; şimdi Robert Anhegger’in eşi) vb. ile İstanbul Kültür Derneği’ni kurar. Ocak 1959’da Türk-Alman Kültür Derneği adını alan kuruluş, Beyoğlu’ndaki Alyon Sokağı’nda bir daire kiralar ve kültür etkinliklerine girişir: Sergiler, konferanslar, konserler, kültür filmleri, kitap sergileri… Daha sonra Tünel’deki Müeyyet Han’a geçer dernek, etkinliklerini arttırır. Çok geçmeden de görevini, daha geniş olanaklara sahip, Münih’teki Goethe Enstitüsü’nün bir kolu olan Türk-Alman Kültür Enstitüsü’ne bırakır. Yönetici, yine Anhegger’dir.
Uzun yöneticilik yıllarından kalma acı tatlı anıları var Anhegger’in. İşte bunlardan biri:
“Behçet Necatigil, Borchert’in ünlü eseri Kapıların Dışında’yı çevirmişti. Bu eserde Tanrı’dan ve bir de generalden pek iyi bir şekilde söz edilmez. Prof. Dr. Şârâ Sayın eserin tanıtım konuşmasını yapmış, Behçet Necatigil eserden kısımlar okumuş ve sık sık gösterilerimize katılan iki sivil memur, emirlere uyarak, sakıncalı buldukları kısımlarını not etmişlerdi. Programın sonunda onları Başkonsolosun temsilcisi Prof. Benzing ile tanıştırdım. Kendisi onlara gerekli açıklamaları Türkçe olarak yaptı. Bunun üzerine oyunun oynanmasına izin verildi. Max Meinecke rejisorüydü, rolleri üniversite öğrencileri paylaştı.”
Anhegger, 1968’de Goethe Enstitüsü’nce Amsterdam’a atanır. İki yüzü aşkın Türk düşünürü, sanatçısı, yazarı, bilim adamı Münih’teki merkeze başvurur, atamanın durdurulmasını isterler. Bu da hiç unutamadığı anılarından biri!..
Hollanda’da beş buçuk yıl görev yaptıktan sonra Türkiye’ye yerleşen Anhegger’in evi, tam bir müze. Yıllar boyu topladığı, benzerlerine ancak devlet eliyle açılan müzelerde rastlanan ve rastlanmayan Osmanlı-Türk sanatlarının örnekleriyle dolu…
Anhegger, Türk kültürünün yurtdışında tanıtılması için elinden geldiğince çalıştığını da özellikle belirtiyor ve çalışmalarından örnekler veriyor: Münih’te Türk Kadın Ressamlar Sergisi, Hollanda ve Almanya’nın birçok kentinde ilk Türk Çocuk Edebiyatı Sergisi (Meral Alpay’la), Almanya ve Hollanda’da Türk İşçi Çocuklarının Resimleri Sergisi, Duisburg Yabancılar Merkezi’nde konferanslar, kimi Türk şairlerinin Hollanda’da düzenlenen Uluslararası Şiir Forumu’na (Poetry International) gönderilmesi…
Bütün bunlardan sonra Dr. Robert Anhegger’i “iki yönlü kültür elçisi” diye de nitelemek, bilmem yanlış mı?
Alpay Kabacalı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.