Etrafında dönüp durduğum halde, dillendirmeyi, içini doldurmayı bir türlü beceremediğim bir tümce bu,
Ne söyleyeceğimi bilmediğimden değil de, söyleneceklerin birbirleriyle itişmesini engelleyemediğimden.
- Bir yakınma?
- Bir bezginlik?
- Tamamlanmamış işlerin huzursuzluğu ?
- Keyfince yaşayamamanın pişmanlığı?
- Ölüme yakınken yapılan özeleştiri?
- Bir üzüntü?
- Bir karabasan?
- Geçmişe gönderilen ağıt?
- Sonrakiler için öğüt?
- Sizce hangisi?
- Belki de hepsi!
- Belki hiçbiri değil. Bir humor yalnızca.
- Belki doğru.
- Belki de, yanlış. Ama yanlış olamaz; ya vaktimizi almasaydı yaşam?…
- Belki de iyi söylenmemiş bir söz.
- Hayat sözcüğü yerine, “yaptığım iş” “seçtiğim hayat” ” bir türlü oluşturamadığım kendim” mi denmeliydi acaba?
Farkında mısınız? tümcenin üzerindeki örtüleri kaldırdıkça gizemi de dağılıyor. Çıplaklık her zaman estetiği getirmez çünkü.
Önünde sözcükler bulunmayan, soru işaretinin noktası gibidir bu tümcenin anlamı. Olmadığında, tepesinde taşıdığı şekil, tutunacak yeri olmayan kancaya döner.
O halde, fazla rahatsız etmeyelim şu “Hayat insanın çok vaktini alıyor” tümcesini.
Yaşam, zaman, vakit insan gibi parçalara ayırmayalım onu. Bu parçaları, felsefenin bitmez tükenmez koridorlarına salıp arkalarından da kovalamayalım.
Çünkü bu parçalardan bilgi çıkar da, insanın kendi geçmişinin sezgisi ve duyuşları hiç çıkmaz!
Bırakalım da, tümcesiz soru işaretimiz, “noktasıyla” karşımızda olduğu gibi kalsın.
Nasıl olsa, onun önce solunu, sonra sağını, sözcüklerle dolduracaktır kişi.
Er ya da geç…
Orhan Arıoğul
Kaynak: Aforizmalar, S.J.Lec., Ayrıntı Yayınevi 1990 2. baskı

YORUMLAR