Ünlü Moğol İmparatoru Cengiz Han, bilgiye ve akla önem veren bir hükümdardı. Bir gün, ona, bir demirciden söz ettiler. Bu demirci günde üç gümüş lira kazandıktan sonra dükkânını kapatır evine..

Ünlü Moğol İmparatoru Cengiz Han, bilgiye ve akla önem veren bir hükümdardı. Bir gün, ona, bir demirciden söz ettiler. Bu demirci günde üç gümüş lira kazandıktan sonra dükkânını kapatır evine giderdi. Ertesi güne kadar da çalışmazdı.
Usta bir demirci olmasına, birçok da müşterisinin bulunmasına karşılık üç lira kazandıktan sonra işi paydos etmesi Cengiz Han‘ı meraklandırmıştı. Nedenini öğrenmek için demirciyi yanına çağırttı. Söylenenlerin gerçek olup olmadığını sordu. Adam:
–Duyduklarınızın hepsi doğrudur hükümdarım! dedi.
–Nedenini söyleyebilir misin?
–Elbette hükümdarım! Ben özgürlüğüne ve rahatına düşkün bir adamım. Dükkânı kapatıp gitmemin nedeni budur.
–Ya kazandığın o üç gümüş lira ne işe yarıyor?
-Birini emanet veriyorum. Biriyle borcumu ödüyorum. Birini de kendim için harcıyorum.
–Pek anlamadım, biraz daha açıklayabilir misin?
–Buyruğunuz olur hükümdarım! Benim iki çocuğum var. Gümüşlerden birini onla- ra harcıyorum. Yani onlara ’emanet’ etmiş oluyorum. Çünkü yaşlılığımda onlar da bana bakarak bu parayı ödemeyecekler mi? İkinci gümüş lirayı da annemle babama harcıyorum. Onlara olan borcumu ödüyorum. Üçüncüsünü de kendi canım için kullanıyorum.
Demircinin bu bilgiççe açıklaması Cengiz Han‘ın çok hoşuna gitti:
–Aferin sana! dedi. Sen hem akıllı hem de iyi yürekli bir insansın. Yalnız bu açıklamaların aramızda kalacak. Benim yüzümü yüz kez görmeden bu söylediklerini kimseye anlatmayacaksın. Bu sana buyruğumdur.
Demirci:
–Buyruğunuz yerine getirilecektir hükümdarım! diyerek Cengiz Han’ın yanından ayrıldı.
Demirci gider gitmez Cengiz Han, sarayındaki bilge kişileri topladı. Demircinin yaptığının ne anlama geldiğini sordu:
–Bir adam günde üç gümüş lira kazanıyor. Birini emanet veriyor, biriyle borcunu ödüyor, üçüncüsünü de kendisi için harcıyor. Bunun anlamını bana açıklayın!
Bilgeler düşünüp taşındılarsa da yanıtını bulamadılar. Cengiz Han‘dan bu konu üstünde derinlemesine düşünmek için bir hafta izin istediler. Kısa bir araştırmanın ardından hükümdarın demirciyle konuştuktan sonra kendilerine başvurduğunu anladılar. O zaman tek çıkar yol, bu sırrı demircinin kendisinden öğrenmekti. Öyle de yaptılar. Demirciye sorunun yanıtını söylemesi için yalvarıp yakardılar. Demirci:
–Bana üç yüz gümüş lira getirmeden sorumun yanıtını söyleyemem, dedi. Bilgeler üç yüz gümüş lirayı hemen bulup getirdiler. Demirci paraları alıp teker teker hepsine baktıktan sonra:
–Tamam! diyerek Cengiz Han‘a yaptığı açıklamayı onlara da aktardı.
Bilgeler, yanıtı bulmuş gibi hükümdarın yanına koştular. Demirciden öğrendiklerini aynen söylediler. Cengiz Han, bilgelerin daha bir hafta dolmadan sorunun yanıtını çabucak bulmalarından kuşkulandı. Demirciyi yanına getirtti. Adama, öfkeyle:
–Görüyorum ki bana verdiğin sözü tutmamışsın! diye çıkıştı. Benim buyruğuma göre yüzümü yüz kez görmeden konuştuklarımızı kimseye söylemek yoktu, hani?
Demirci sakin bir sesle:
–Kızmayın yüce hükümdarım, dedi. Ben verdiğim sözü çiğnemedim. Yüzünüzü yüz değil, üç yüz kez görmeden kimseye bir şey söylemedim.
Cengiz Han, şaşırmıştı:
–Bu nasıl olur? dedi.
–Adamlarınız bana üç yüz gümüş lira verdiler. Ben de paraların üstündeki resimlerinize teker teker üç yüz kez baktıktan sonra yanıtı söyledim.
Cengiz Han, gülmekten kendini alamadı:
–Sen sandığımdan da akıllı bir adammışsın! diyerek bağışta bulundu. Böylece demirci, hükümdarın koruması altında mutlu bir ömür sürdü.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.