Ortaçağ Bağdat‘ında yöneticiler, beyler, eli açıklıklarına, eli sıkılıklarına göre değerlendirilirdi. Emir Muin bin Zeyd eli açık, aşırı cömert tanınanlardandı. Anlatılanlara göre, bir gün avdan dönerken yolda eşeğine binmiş şehre giden..

Ortaçağ Bağdat‘ında yöneticiler, beyler, eli açıklıklarına, eli sıkılıklarına göre değerlendirilirdi. Emir Muin bin Zeyd eli açık, aşırı cömert tanınanlardandı. Anlatılanlara göre, bir gün avdan dönerken yolda eşeğine binmiş şehre giden bir Arap gördü. Selamlaştıktan sonra ne işle uğraştığını, nereye gittiğini sordu. Arap, “Bahçemde bin zorlukla turfanda salatalık yetiştirdim.” dedi, “onları satmaya Bağdat’a gidiyorum“.
Emir Muin salatalıktan almaya karar vermişti ama sormadan edemedi. “Bağdat’ta nerde satacakın salatalıkları?” Arap kumazca gülümsedi: “Onları cömertliğiyle ünlü bir emire götüreceğim.” Emir Muin merak etmişti: “Kimmiş o?” Arap, “Nasıl tahmin edemezsin?” dedi, “en cömert bey Emir Muin’dir.”
Emir, bunu duyduğuna sevinmişti. Önce Arap’a kendini tanıtıp salatalıkları almayı düşündü. Sonra adamla biraz daha konuşmaya karar verdi. “Bu salatalıklara kaç para verir söylediğin cömert emir?” “Bin dinar isteyeceğim.” “Bu fiyat çok bulursa?” “Beş yüz isterim.” “Onu da vermezse?” “Üç yüz.” “Beş yüzü vermeyen üç yüzü verir mi?” “Yüz” “İtiraz ederse?” “Elli” “Ya emir elli dinarı da vermezse?” “Otuz dinar isterim, bu masraflarımı ancak karşılar.” “Senin cömert emir otuz dinar verir mi dersin?” “Onu da vermezse, salatalıkları parasız veririm, utandırmak için üstüne eşeğimi de emirin sarayına bırakır giderim.”
Emir Muin, Arap’ın davranışlarına gülerek atını saraya sürmüş. Bir saat kadar sonra Arabı Muin‘in karşısına çıkarmışlar. Arap Muin‘i tanımamış, Muin sormuş: “Hoş geldin kardeş, ne getirdin?” “Cömertliğinizin ününü duyup, duyduklarıma güvenerek turfanda salatalık getirdim.” Muin gülmüş: “Pek güzel, kaç dinar isteyeceksin bunlara?” Arap biraz sesi titreyerek, “Bin” demiş. Muin sesini sertleştirmiş: “Çok” Arap’ın sesi biraz daha titremiş “Öyleyse beş yüz.” “Çok” “Üç yüz?” “Hiç olur mu?” “Yüz?” “Daha neler..” “Elli?” “İn in...”
Arap birden, “Bunların hepsi yoluma çıkan o uğursuz atlı yüzünden oldu.” diye haykırmış. “Bunca emek verdiğim salatalıkları da otuz dinara veremem.” Emir Muin basmış kahkahayı, “Sen salatalıklarıı bedava bırakacağını söylemedin mi?.. Üstüne eşeğini de bırakacaktın hani?” Arap biraz dikkatle bakıp tanımış yolda konuştuğu atlıyı. “Peki demiş, otuz dinara razıyım. Ama eşeğimi de emeğimi de parasız almak istiyorsan, senin cömertliğin bu demek. Yakıştırsan kendine al.” Elindeki torbayı Muin‘in önüne bırakıp odadan çıkarken eklemiş: “Eşek de bahçede bağlı.”
O zaman Emir Muin kahkahayı basıp, “Dur,” demiş. Sonra adamlarına dönüp, “Kardeşe önce bin, sonra beş yüz, sonra üç yüz, sonra yüz, sonra elli, en sonra da otuz dinar ödeyin de eşeğini geri götürsün.” Arap önce bir şey anlamamış bu hesaptan. Ama kendisine tüm söylediği fiyatların toplamı olan bin dokuz yüz seksen dinar ödenince sevinmiş. Emir Muin‘in gerçekten cömert olduğuna inanmış.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.