Günün Masalı: 30 Ocak; Ahlatın İyisi

Söz var sözdür, söz var özdür. Söz var asıldır, söz var masaldır. Söz dinlemek mi iyi, masal dinlemek mi? Bana masalı dinle dediler. Masalı dinledim, döndüm size söyledim.  Duymuşsunuzdur mutlak, ne..

Günün Masalı: 30 Ocak; Ahlatın İyisi
Yayınlanma: Güncelleme: 255 okuma

Söz var sözdür, söz var özdür. Söz var asıldır, söz var masaldır. Söz dinlemek mi iyi, masal dinlemek mi? Bana masalı dinle dediler. Masalı dinledim, döndüm size söyledim. 

Duymuşsunuzdur mutlak, ne der bizim eskiler: ‘Ahlatın iyisini, dağda ayılar yer.’ Bu söz gerçi başka anlama da gelir ama dağdaki meyve düşer elbet dağ hayvanının payına. Ahlat, duymuşsunuzdur, armutun yabanisi. Onun da olur ama sulusu, irisi. Gösterişli değil ama mutlaka lezzetlidir. Böğürtlen daha tatlı ama bilirsiniz dikenlidir. Neyse, sözün kısası, Nasrettin Hoca, bir gün, karısı düğüne gidince, çıkmış kırlara. Hem odun kesecekmiş hem de biraz gezecekmiş. Emektar eşeğini salmış çayıra.

Kendi de başlamış çalı çırpı toplayıp kurumuş ağaç aramaya. Dalmışken tam koruluğa birden acıkmış karnı… “Aman nerde bizim çıkın, ekmek vardı, peynir vardı… Eyvah, eşeğin üstünde kaldı.” Böyle söylenmiş ama bakmış etrafına, ardından bir iki mantar koparmış, ateş yakıp közlemiş. Sonra içini çekmiş. “Biraz daha toplayayım da bizim hatuna götüreyim,” demiş. Hoca, biraz mantar, biraz çalı, biraz öksürük otu, ıhlamur çiçeği derken etmiş akşamı. Bakmış eşeğinin de keyfi yerinde.

Şuraya uzanır yatarım,” demiş. “Sabah erken dönerim köye. Hatun zaten düğünde, merak edecek yok beni.” Böyle demiş yatmış ama uyuyamamış elbet. Gece sivrisinekler başlamış çevresinde dolanmaya… Sarınmış cüppesine. Bir de ne görsün, pir pir yanıp sönüyor ateşböcekleri. Gülmüş kendi kendine: “Aman Hoca, kendini kolla. Bu sineklerin niyeti kötü. Fener yakıp arıyorlar seni.” 

Hoca tam dalacakmış uykuya, ay doğmasın mı?.. Hem de on dördünde… Yani dolunay. Aman bu ne güzellik. Hoca’da uyku kalır mı… Başlamış dolanmaya. Birden kulağının dibinde bir homurtu duymuş. Önüne gelen ilk ağaca tırmanmış. Tırmanmış ama ne görsün, homurtunun sahibi de tırmanıyor ağaca. Bir boz ayı. 

Hoca tırmanmış daha yukarı. Ayı bir şey koparıp uzatmış hocaya doğru. Hoca korkudan ne olduğunu anlayamamış, kekeleyerek mırıldanmış: 

Te…Teşekkür ederim, to…Tokum. 

Korkusu geçince bakmış ayı, uzattığını kendi yiyor. Tam rahat soluk alacak, burnunun dibinde ayının pençesi. Zor bela seçmiş ahlatı. Biraz yüksek çıkmış sesi. 

İstemem dedim tokum

Ayı gene yiyip ahlatı bir daha uzatınca Hoca‘ya, hoca, basmış feryadı: 

Tokum dedim ya… Tokuuum. Ben ahlat yemem ayı dayı

Hoca‘nın korkuyla öyle yüksek çıkmış ki sesi, ayıcık elinde ahlat, küüt diye düşmüş ağaçtan. 

Hoca sabaha kadar inmemiş olduğu yerden. Şafak sökünce, inmiş ki ne görsün, ayı ölmüş korkudan. 

Meğer ayıcık ay ışığında ahlatın iyisini kötüsünü ayırıyormuş. 

Hoca sevinmiş ayıdan kurtulduğuna. Evine dönmüş sevinçle, eşeğin üstünde odun, mantar, ahlat… 

Ne mi olmuş ayıya?.. Nasrettin Hoca‘nın köyünden gidenler bulamamışlar ayının ne ölüsünü ne dirisini. Ayı ölmemiş demek ki. Ölmemiş de bayılmış belki… Kim bilir belki de Nasrettin Hoca‘nın uydurduğu bir masaldır ayının yediği meyveyi seçmesi? 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.