Bir zamanlar, İstanbul‘da Ali Hoca adında zengin bir tüccar vardı. Günlerden bir gün uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Nesi var, nesi yok satıp savdı. Bir sürü altını olmuştu. Ama..

Bir zamanlar, İstanbul‘da Ali Hoca adında zengin bir tüccar vardı. Günlerden bir gün uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Nesi var, nesi yok satıp savdı. Bir sürü altını olmuştu. Ama hepsini yanında götüremezdi. Bir bölümünü bırakması gerekiyordu. Bunu nasıl yapacağını düşünürken aklına bir çare geldi. Büyükçe bir küp satın alarak içine altınları doldurdu. Üstüne bir kat zeytin dizip ağzını kapadı. Kendisi gibi tüccar olan dükkân komşusuna gitti. Uzun bir yolculuğa çıkmak istediğini söyleyerek:
–Şu bir küp zeytinim sende kalsın, dedi. Döndüğümde alırım.
Komşusu iyi yolculuklar diledikten sonra:
–Küpünü al, depodaki yağ fıçılarının yanına kendi ellerinle yerleştir, dedi. Gelince bıraktığın yerden gene kendi elinle alırsın.
Altınlarını böylece güvence altına alan Ali Hoca, gönül rahatlığıyla yola çıktı.
Aradan yedi uzun yıl geçti. Ne Ali Hoca göründü, ne de herhangi bir haber geldi. Bir akşam, yemek yerlerken tüccarın hanımının canı zeytin çekti. Kocası:
–A, bak, iyi aklıma getirdin, dedi. Ali Hoca giderken bize bir küp zeytin bırakmıştı. Şimdi alıp gelirim.
Kadın, kocasının emanet küpü açmasını doğru bulmadı.
–Bırak kalsın, dedi. Benim canım taze zeytin istiyor. Onlar çoktan çürümüştür. Adam ona aldırmadı. Eline bir tabak alarak dükkânına gitti. Küpün ağzını açtı. Zeytinlerden bir tane alıp tadına baktı. Yenecek gibi değildi. Üsttekilerin çürüdüğünü görünce elini daha dibe batırdı. Elini çıkardığında avucunda sarı bir altın görünce gözlerine inanamadı. Küpü devirdi. Çil çil altınla doluydu içi. Küpü yeniden yerleştirerek eve döndü. Karısına:
–Hakkın varmış, dedi. Hepsi çürümüş. Üzülme, çömleği sıkıca kapadım. Ali Hoca açıldığını anlamaz.
Açgözlü tüccar, sabaha kadar Ali Hoca gelip küpü istediğinde ne yapacağını düşündü. Sonunda çaresini buldu. Ertesi gün pazara gidip iyisinden üç beş kilo zeytin alıp altınları boşaltarak yerine onları doldurdu. Küpün ağzını iyice kapayıp eski yerine bıraktı.
Bir ay sonra Hoca geldi, hemen komşusuna gitti:
–Bunca yıldır sakladığın küpümü almaya geldim, dedi.
Komşusu, deponun anahtarını uzattı:
-Git küpünü bıraktığın yerden kendi elinle al, dedi.
Hoca küpü açar açmaz durumu gördü. Hemen komşusuna koştu:
–Altınlarıma ne oldu? diye bağırdı.
Komşusu, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi sakince konuştu:
–Tövbe, tövbe. Ben sana iyilik ettim, sen beri hırsızlıkla suçluyorsun. Küpü bırakırken altından söz etmemiştin. Kimse dokunmadı küpüne. İçinde altın vardıysa içindedir gene.
Hoca, adamın yalan söylediğini bildiğinden Kadı‘nın karşısına çıktı. Kadı, ikisini de dinledikten sonra, kimse görmediğinden altınları Ali Hoca‘nın komşusunun çalıp çalmadığının belli olmadığını söyleyerek adamı suçsuz buldu.
Bu büyük haksızlığa dayanamayan Ali Hoca, davasına bakması için Sadrazam’a başvurdu.
Sadrazam o gece adamlarıyla kenti dolaşmaya çıktı. Kentin arka sokaklarından saraya dönerlerken bir sürü çocuğun ay ışığında bir arsalıkta toplanmış olduğunu gördüler. Aralarında oyun oynuyorlardı. Çocuğun biri:
–Ben Kadı’yım, dedi. Çabuk bana Ali Hoca’yla onu dolandıran komşusunu getirin. Sadrazam, kendisine yapılan başvuruyu düşünerek oyunu dikkatle izlemeye koyuldu. Kadı olan çocuğun önüne iki çocuk geldi. Önce Ali Hoca olanı derdini anlattı. Sonra komşusu olan çocuk konuştu. Yemin ederek küpün içinde altın olduğunu bilmediğini, küpe de dokunmadığını söyledi. Kadı olan çocuk, onu susturdu.
–Getirin de bir de şu küpü görelim, dedi.
Ali Hoca olanı, büyükçe bir taş bulup Kadı‘nın önüne koydu. Kadı olanı, küpe bir göz atıp:
–Şu zeytinlerden bir tane verin de tadına bakalım, dedi.
Ali Hoca olanı, yerden ufak bir taş alıp verdi. Kadı olanı, ağzını şapırdatarak:
-Pek güzelmiş, dedi. Ama anlamadığım bir şey var. Zeytin dediğin yedi yıl durur mu hiç, çürümez mi bunlar? Hemen iki zeytinci çağırın bana.
Çocuklardan ikisi zeytinci oldular. Kadı olanı:
–Zeyin kaç yıl bozulmadan durabilir? diye sordu.
Zeytinci çocuklar:
–Üç yıl bile dayanmaz, dediler.
Kadı olanı küpü gösterdi:
–Peki bunun içindekiler kaç yıllık?
–Bu yılın efendim, taze zeytin bunlar.
Kadı olanı:
–Nasıl olur? dedi. Ali Hoca bunları küpe yedi yıl önce doldurup bu tüccara bırakmış. O da küpe dokunmadığına yemin ediyor.
Zeytinciler, söylediklerinden caymayınca Kadı olanı biraz düşünür gibi yaptıktan sonra kararını verdi.
–Atın zindana bu hırsızı!
Sadrazam, oyundan çok etkilenmişti. Adamlarına yarınki mahkemeye çocuk kadıyla birlikte esas Kadı‘yı, Ali Hoca‘nın küpünü, bir de iki zeytinci getirmelerini söyledi.
Saraydaki mahkemede, Sadrazam, çocuğun yargılayacağını söyledi. Çocuk, gece oynadıkları oyunu yineledi. Gerçek zeytinciler, küpteki zeytini inceleyip taze olduğunu söylediler. Tüccarın yalanı hemen ortaya çıktı. Adam yalvarıp iki katı altın ödeyeceğini söyledi. Çocuk, Sadrazam‘a baktı. Sadrazam:
–Götürün bu hırsızı, cezasını çeksin, dedi.
O günden sonra, Sadrazam, Kadılık yapan çocukla arkadaşlarını koruması altına alıp okuttu. Böylece sokak çocukluğundan kurtuldular.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.