Ben bilirim, ben bilirim, ben çiçekli bir balkon bilirim. Bu balkondaki çiçeklerin renkleri benim boya kalemlerimden çoktur. Siz hiç iki renkli çiçek gördünüz mü terlikçikler? Ben o balkonda gördüm. Aynı..

Ben bilirim, ben bilirim, ben çiçekli bir balkon bilirim. Bu balkondaki çiçeklerin renkleri benim boya kalemlerimden çoktur. Siz hiç iki renkli çiçek gördünüz mü terlikçikler? Ben o balkonda gördüm. Aynı gülün yaprakları açıklı koyulu pembeydi. Sanki bir çocuk boyamış da, boyarken ne renk boyayacağını bilememiş gibi. Bir de hanımelleri vardı, beyazlı pembeli… O balkonda oturan amca bu iki renkli çiçeklere komik bir ad takmış. Ne diyordu biliyor musun terlikçik?.. Bilmiyorsan söylüyorum: Ebruli… Ama o amca söylerken bir uzatıyor ki ebrulinin ‘i‘sini… Ebrulii diye. Sanki çiçeği çağırıyor gibi.
Öyle gülme her şeye sağ terlik teki. Sonra sana arsız, yüzsüz derler. Çiçekleri çağırması gülünç değil ki o amcanın. Zaten konuşuyor sürekli onlarla. Evet ninem de konuşuyor çiçeğiyle ama bu amcanınki başka. O bazen çapraşık adlarla sesleniyor çiçeklerine. Soyadlarıymış galiba. Lilium diyor zambaklarına. Soyadları lilium da, her rengin bir ek adı daha var. Ben başaramıyorum söylemeyi. O amca okulda öğrenmiş, bitkilerle ilgili bir okulda.
Ne gülüyorsun terlikçiğimin sol teki? Terliklerin de soyları var. Ben yazacağım kitabını, ayakkabıların evde giyilen türü, diye açıklamalar da yapacağım. Çiçekleri küçümseme. Dünyada bitkiler olmasa hiçbir şey olmazdı yaa… Ama sonra anlatırım bunu. Çiçek doktoru diyelim o güzel balkonun sahibine istersen? İşte o çiçek doktoru bana dedi ki, laleler, sümbüller ve zambaklar akrabaymış… Gülme akıllım. Aslan da kediyle akraba. Sen de plaj terliğiyle akrabasın naber?
Eğer böyle gürültülü gülerseniz, ben de masalı size anlatmam. Gider kediye anlatırım.
Peki, madem sustunuz anlatıyorum: Çiçek doktoru amcanın balkonu bir bahçeye bakıyor. Balkonun rüzgârda kapatılan camları var, kışın soğukta çiçekler donmasın diye. Bazen yeni saksılar getirir doktor amca. Beni de çağırır yeni çiçek dikerken. Ona yardım ederim. O da bana ‘asistanım‘ der, sevinirim. Geçen gün beni yine çağırdı. Koşarak gittim. Söze karışma kedi, izin aldım elbet annemden. Çiçek doktoru amca, bana bir saksıyı gösterip sordu: “Biz buraya bu hafta bir bitki diktik mi?” Ben çiçek diktiğimiz saksıları not ettiğim deftere ve saksının numarasına baktıktan sonra, “Hayır dikmemişiz,” dedim. Çünkü saksının numarası defterde yoktu.
Ama biliyor musunuz terlikçikler, saksıda yeşil bir filiz vardı. Saksıda bizim dikmediğimiz, adını bilmediğimiz bir bitki büyüyordu. Biz o çiçeğin adını doktor amcayla ‘kendi gelen‘ koyduk. Biraz daha büyüyünce bakacağız bildiğimiz bir bitki mi. Tohumun saksıya nasıl geldiğini de belki böylece anlarız. Belki de tohum, saksıya doldurduğumuz toprağın içindeydi. Belki de dışardan düştü saksıya. Rüzgârla mı geldi, kuşlarla mı?.. Kim bilir?.. Çok heyecanlandım, bakalım ‘kendi gelen‘ çiçekli bir bitki mi? Mavi mi, turuncu mu çiçekleri? Yoksa bir diken mi?.. Siz merak etmiyor musunuz terlikçikler? Aaa, uyumuşlar bile. Hadi yerinize alayım sizi, iyi geceler.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.