Selçuklular, bir zamanlar, Anadolu ile İran‘ı egemenlikleri altında bulunduruyorlardı. İran‘daki Kazvin kenti, Selçuklu prenseslerinden Tolunay‘ın sorumluluğundaydı. Prenses her yıl, adamlarıyla birlikte İran’a gelirdi. Kentin dışındaki kırlara çadırını kurar, yöneticilerle kentin..

Selçuklular, bir zamanlar, Anadolu ile İran‘ı egemenlikleri altında bulunduruyorlardı. İran‘daki Kazvin kenti, Selçuklu prenseslerinden Tolunay‘ın sorumluluğundaydı. Prenses her yıl, adamlarıyla birlikte İran’a gelirdi. Kentin dışındaki kırlara çadırını kurar, yöneticilerle kentin işlerini konuşur, halktan toplanan vergilerini alarak yurduna dönerdi.
Tolunay, bir bahar günü, her yıl olduğu gibi, çadırını kurarak Kazvin dışında konaklamıştı. O yıl, Kazvinliler, kentlerine bir kanalizasyon yaptırmak için aralarında para toplamışlardı. Toplanan para yetmiyordu. İşin yapılabilmesi için yüz altın daha gerekiyordu. Kentin yöneticileri toplanarak buna bir çare düşündülerse de bulamadılar. İçlerinden biri:
–Yüce prensesimiz hazır ayağımıza gelmişken neden gidip ondan istemiyoruz? dedi.
Herkesin aklı bu işe yattı. Ertesi gün, bütün yöneticiler, hep birlikte yola düştüler. Epey bir süre yürüdükten sonra Tolunay‘ın konakladığı yere ulaştılar.
Uzaktan, prensesin çadırının önüne serdiği bir halının üstüne oturmuş örgü ördüğünü gördüler. Kazvinliler, bu işe çok şaştılar. Birbirlerinin yüzüne soru sorar gibi baktılar. Yöneticiler arasında bulunan yaşlı, gün görmüş adamlardan biri olan Şirin Ağa, arkadaşlarına döndü:
–Vakit varken biz bu işten cayalım, dedi. Baksanıza koskoca prenses kendi işini kendi görüyor. Bu onun ne kadar cimri olduğunu gösterir. Demek söylenenler doğruymuş. Kendi işini kendi yapan bir kadından biz bir yarar sağlayamayız.
Gelenler, ne yapacaklarını şaşırmıştı. Geriye dönmek istedilerse de prenses, uzaktan onları gördüğü için bunu yapamadılar. Sonunda ne olursa olsun diyerek yanına gidip dileklerini iletmeye karar verdiler.
Kazvinli kent yöneticileri, ağır ağır yürüyerek Tolunay‘ın yanına vardılar. Prenseslerini saygıyla selamladılar. Prenses de gülümseyerek onların selamlarına karşılık verdi. Sıra her yıl olduğu gibi kentin sorunlarının konuşulmasına geldi. Yapılan işler görüşülüp tartışıldı. Ardından utana sıkıla kanalizasyon işini açtılar. Paralarının işi bitirmeye yetmediğini söyler söylemez, Tolunay:
–Size ne kadar para gerekiyor? diye sordu.
Şirin Ağa:
–Yüz altın, diye karşılık verdi.
Bir başkası, parayı denkleştirmek için halktan da para topladıklarını söyleyince Tolunay Hatun, adamın sözünü keserek:
–Kente döndüğünüzde halktan topladıklarınızı geri verin, dedi. Onlarınkini de ben veririm.
Kazvinliler, Hanım Sultan‘a sevinçle teşekkür ettiler. Şirin Ağa ise hiç sesini çıkarmamıştı. Tolunay Hatun ona ne düşündüğünü sordu. Şirin Ağa, utana sıkıla konuştu:
–Devletli sultanım, biz sizi böyle düşünmemiştik. Örgü ördüğünüzü görünce cimri olduğunuza karar vermiştik. Cömertliğinizle bizi şaşırttınız.
Tolunay Hatun, gülümseyerek:
–Haklısın Ağa, dedi. Benim elişiyle uğraştığımı gören bütün İranlılar şaşırıyor. Bunda şaşacak bir şey yok. Saraydaki bütün soylu kadınlar, benim yaptığımı yapıyor. Çünkü herkesin bir işi, bir el becerisi olmalı. Bu, hem yarın yoksul düştüğünde bir işine yarar, hem de çalışarak geçimini sağlayan halkı daha iyi anlar. Onlara nasıl davranması gerektiğini bilir.
Prenses, Kazvinlilere hem gereken parayı, hem de unutulmayacak bir ders vermişti.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.