Miyav miyav saz olur, miyavlarda naz olur. Miyavları ne kadar övsen az olur. Miyav vardı, miyav yoktu, zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, çok yoksul bir karıkoca vardı. Bu karıkoca..

Miyav miyav saz olur, miyavlarda naz olur. Miyavları ne kadar övsen az olur. Miyav vardı, miyav yoktu, zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, çok yoksul bir karıkoca vardı. Bu karıkoca köyün tek yoksul ailesiydi. Bu yüzden adamı ‘Çulsuz‘ diye çağırıyorlardı. Yoksulluklarıyla alay edilmesinden bıkan adamcağız bir gün karısına dedi ki: “Şu bizim marangoz arkadaşımız var ya, bugün ona gideceğim. Bana tahtadan bir buzağı yapsın… Hem köyün dilinden kurtuluruz, hem oyalanırız.” Karısı bu düşünceyi beğenince de kalkıp şehre gitti.
Akşama kucağında tahta bir buzağı ile döndü… Marangoz buzağıyı o kadar ustaca yapmıştı ki, gerçek gibi duruyordu. Başı yere eğikti. Rengi de gerçek gibiydi. Çulsuz, sabah sığırları otlatmaya götüren sığırtmaca kucağına aldığı tahta buzağıyı götürdü. “Benim bir buzağım var ama gördüğün gibi pek küçük, hayvanları otlatacağın yere kadar kucağında taşır mısın?” diye sordu. Sığırtmaç da, “Taşırım elbet,” deyip aldı buzağıyı kucağına, onun tahta olduğunu anlamadı bile. Yaylım yerinde bırakmış otların arasına. Çoban, buzağının hiç başını kaldırmadığını görünce, “Amma da otluyor bu yumurcak,” dedi. “Kısa sürede evine tıpış tıpış gidip gelecek belli ki.”
Akşam oldu, inekleri toplayıp köye dönme zamanı gelince sığırtmaç, buzağının yanına gelip dedi ki: “Bütün gün ayakta durup otlayabildiğine göre kucakta dolaşmana gerek yok. Artık kendi ayaklarını kullanmanın zamanı gelmiş.” Sonra inekleri sürüp köye doğru yürüdü. İçinden, ‘Afacan şimdi hoplaya zıplaya takılır peşimize,’ diye düşünüyordu.
O sırada Çulsuz da sığırtmacın buzağısını getirmesini bekliyordu. Sığırtmacın kucağında göremeyince telaşla buzağısını sordu. Sığırtmaç: “Hâlâ otluyor olmalı, bir kere bile başını kaldırmadı, peşimize takılıp gelmedi.” Çulsuz basmış feryadı: “Onu buraya kadar kucağında getirmen gerekiyordu!” Sığırtmaç, “Bütün gün ayakta durabilen bir yavrunun kucakta taşındığı nerede görülmüş?” diye itiraz etti. Sonra Çulsuz‘la birlikte hayvanların otladığı yere gittiler. Çulsuz‘un buzağısı ortalıkta yoktu. Anlaşılan biri onun oyuncak olduğunu anlamayıp çalmıştı. Sığırtmaç, “Herhalde yolunu kaybetti,” dedi. Ama Çulsuz bağırıp çağırıyor, hıçkırıyordu: “Buzağımı isterim. Onu kucağında getirecektin.” Sonunda mahkemeye gittiler.
Dava sonunda ne oldu dersiniz? Yargıç, sığırtmacı suçlu buldu. Göz kulak olacağına, kucağında taşımaya söz verdiği bir hayvanın çalınmasına ya da kaçıp gitmesine neden olduğu için cezalandırıldı. Hem yitirilen gibi bir buzağı bulunması zor olduğu için hem de bir daha böyle bir yanlış yapmasın diye, Çulsuz‘a bir inek vermeye mahkûm oldu.
Çulsuz, mahkemeden yanında bir inekle döndü. Çulsuz‘un karısı uzun zamandır özlediği bir hayvana kavuştuğu için çok sevindi. Sığırmaç, Çulsuz‘a, “İneği veriyorum ama otlatmaya götürmem, haberin olsun,” dedi. Ne dersiniz, karıkocaya yıllar sonra kavuştukları bu ineği otlatmak için çayıra götürmek zor geldi mi?
Benim duyduğuma göre Çulsuz ile karısı ineği öyle şımarttılar ki, köyde Çulsuz‘a artık ‘ineğinin biriciği‘ diyorlar. Karıkoca ve inekleri miyavlar gibi mutlular.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.