Bir vardı, bir yoktu, zenginin parası çoktu. Ekmeğin büyüğü unun çoğundan olur. Çok para bankada bulunur. Dedem bankayı bilmezdi, ninem tandırdan inmezdi. Bana masal anlatırdı, tadı damağımda kalırdı. Şimdi ne..

Bir vardı, bir yoktu, zenginin parası çoktu. Ekmeğin büyüğü unun çoğundan olur. Çok para bankada bulunur. Dedem bankayı bilmezdi, ninem tandırdan inmezdi. Bana masal anlatırdı, tadı damağımda kalırdı. Şimdi ne tandır var ne de ninem, ben anlatam ben dinleyem. Kulak verirseniz söze, bir tane de anlatırım size.
Bir zamanlar ülkelerden birinde güzel ama şımarık bir kral kızı yani prenses yaşardı. Kendinden bir dileği olana, “Sana bir bilmece sorayım, bilirsen dileğini yaparım,” der, gönlünü eğlerdi. Gün geldi büyüdü güzelleşti, onunla evlenmek isteyenler oldu. Ana babası da kiminle evlenmek istediğini sordu. Bizim prenses kimseyle evlenmek istemiyordu ama bunu açıkça söylemedi. “Herkese duyurun,” dedi, “kim bilmecemi çözerse, ister zengin olsun ister yoksul onunla evleneceğim.” Bu haber duyurulur duyurulmaz zengin fakir herkes saraya koştu. Koştu koşmasına da nasıl bir bilmeceyse sorulan, akşama kadar kimse kalmadı ortalıkta. Daha doğrusu üç delikanlı kaldı soru sorulmayan, üçü de terziydi. Ellerindeki dikişi bitirmeden şanslarını denemeyi uygun bulmamışlardı. Prenses üçünü birden çağırttı. Dedi ki: “Siz anlaşılan hünerli terzilersiniz, renkleri de bilirsiniz. Bilin bakalım başımdaki iki ayrı saçın rengi nedir?” Bu soru sorulunca derin sessizlik çöktü saraya. Kimse prensesin saçını görmemişti. Birinci terzi yaşlıcaydı, kendi saçlarını düşünüp, “Bu sorunun yanıtı kolay, tuzla biber gibi akla kara,” dedi. Prenses güldü. “Bilemedin.” İkinci terzi atıldı, “Bu yıl kahverengi ve kızıl moda.” Prenses kahkaha attı: “Bu yanıt da gitti boşa.” Sonra dönüp üçüncü terziye, “Sen pek gençsin, bilir mi- sin sorumun cevabını?” dedi. Üçüncü terzi düşünmeden, “Başındaki saçlar altın ve gümüştür prensesim, sana da bu renkler yakışır,” dedi. Prenses bu kez gülemedi. Hemen, “Aferin terzicik, saçımın rengini de cinsini de bildin,” dedi. “Eğer sarayın ayısıyla bir gece geçirir de sağ kalırsan evlenirim seninle,” İçinden, “Ya ayı seni öldürür ya da sen kaçarsın saraydan,” diyordu. Çünkü sarayın ayısından herkes korkardı. Terzi, prensesin sorusunu bildiği için neşeliydi, ayılardan korkmazdı, çocukluğu ormana yakın bir köyde geçmişti.
Terziyi askerler hemen ayının bulunduğu bodruma indirdiler… Ayı homurdanarak terzinin üstüne yürüdü, terzi umursamadı bile, “Ağır ol Kocaoğlan,” dedi. Ayı bu korkusuzluğa şaştı. Üstelik terzi cebinden bir avuç fındık çıkarıp yemeye başlamaz mı… Ayı seyrederken imrendi, dayanamayıp uzattı pençesini biraz fındık istedi. Bizim küçük terzi hemen, “Aman kocaoğlan vereyim vermesine de, yiyebilir misin bilmem?” deyip öteki cebindeki fındık benzeri taşları çıkardı. Tutuşturuverdi ayının pençesine fındık yerine. Ayıcık uğraştı, didindi ama ne pençesiyle, ne de dişiyle kıramadı fındık sandığı taşları. Terziyse habire fındık yiyordu. Birini kırsın diye terziye uzattı elindekileri. Terzi el çabukluğuyla taşı fındıkla değiştirip kırdı. Ayıya verdi. Ayı fındığı yedi ama utandı. Sonra biraz daha uğraştı çakıllarla, sonunda kırdı dişinin birini, kaldırıp attı pençesindekileri.
O sıra terzicik bir keman çıkarıp pelerininin altından, başladı çalmaya. Ayı da sevdi keman sesini, başladı hoplayıp zıplamaya. Sonra terziciğe hareketlerle mi, nasıl yaptıysa, nasıl keman çalınacağını sordu. Terzicik önce tarif etti, sonra eline ayının pençelerini alıp baktı. “Bu pençelerle keman çalınmaz, biraz düzeltmek gerek,” dedi, “tırnakların da kesilmeli.” “Razı mısın?” Ayı razı olduğunu göstermek için başını eğdi. Bizim akıllı küçük terzi gidip bir mengene getirdi. Ayıya, “Madem pençeni düzelttireceksin koy pençelerini şuraya,” dedi. Ayıcık pençelerini uzatınca da mengeneye iyice sıkıştırdı. Ayı, “Vazgeçtim,” diye homurdandıysa da umursamadı. Yatıp uyudu. Ayının homurtusunu duyan prenses, “Ayı terziciği yedi, kurtuldum,” dedi, sevindi.
Sabah olunca kral, prenses ve saray adamları bodruma indiler. Ne gördüler biliyorsunuz, ayı mengenede, terzicik sapasağlam. Hemen düğün hazırlıklarına başladılar.
Prenses aklını beğenip terziciğin, evlenmeye razı oldu. Onunla arabaya bindi. Tam araba düğün evine hareket etti ki ne görsünler, prensesin bilmecelerini çözemeyenlerden biri mengeneyi çözüp salmış ayıyı. “Tut şu arabayı al öcünü,” diye de kışkırtıyor. Ayı da pençelerinden kan sıza sıza arabanın peşinden koşuyor. Prenses bastı çığlığı, “Aman ayı seni kapacak!” Terzicik aldırmadı, uzattı başını dışarı, “Kocaoğlan fındık mı, mengene mi?” diye seslendi. Ayı terziciği görünce korkuyla öyle bir kaçtı ki, kimseler tutamadı. İzine de bir daha rastlanmadı.
Terzi böylece prensesle evlendi. Duyduğuma göre çok da mutlu oldu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.