Günün Masalı: 2 Mayıs; Üç Serçe Yavrusu

Analar, insan olsun, hayvan olsun yavrularını yaşamın tehlikelerine karşı uyarmak, hazırlamak ister. Ama yaşam da trenler gibi, gecikeni beklemez. Bir serçe yuvasında da öyle oldu. Çocuklar, serçe yavruları daha tam..

Günün Masalı: 2 Mayıs; Üç Serçe Yavrusu
Yayınlanma: Güncelleme: 171 okuma

Analar, insan olsun, hayvan olsun yavrularını yaşamın tehlikelerine karşı uyarmak, hazırlamak ister. Ama yaşam da trenler gibi, gecikeni beklemez. Bir serçe yuvasında da öyle oldu. Çocuklar, serçe yavruları daha tam uçmayı öğrenemeden dağıttılar yuvayı. Neyse rüzgâr vardı da, serçe yavruları uçabildiler. Anne arkalarından ah etti, vah etti faydasız. Nasıl uçabildiler, başlarına neler geldi? diye meraklandı durdu.

Sonunda rastlantı bir buğday harmanının kenarında topladı onları. Ana hemen cıvıldamaya başladı: “Nerelerdeydiniz, öyle meraklandım ki… Neler yaptınız? Bütün yaz gözüme uyku girmedi. Size dünyada ne var ne yok öğretemeden uçup gidiverdiniz.” diye. Sonra sırayla sorguladı yavrularını:

“Sen neredeydin bakayım?”

Sarayda.”

İyi iyi, avcılardan, av için kullanılan atmacalardan uzak durdun mu sorun yok. Sen en iyisi ahırların oralarda dolan. Oralarda hem arpa hem yulaf boldur.” Serçecik hemen itiraz etti: “Doğru söylüyorsun anacım ama ahırlarda çalışan oğlanlar, samanların içine tuzak ve ökse kurdukça, canın tehlikededir.” Ana serçe şaştı, “Sen nerden biliyorsun bakalım bunu?”

“Saraydaki atlara seyislik yapan oğlandan.”

Aman oğlum bugüne kadar tüyüne zarar gelmediğine göre sen bu işi iyi öğrenmişsin. Yine dikkat et, e mi?”

Sonra ortancaya sordu anası: “Sen nerelerde dolandın bugüne kadar?” Ortanca cıvıldadı: “Yollarda.”

Aç kaldın mı?”

Hiç aç kalmadım. Yoldan geçen arabalardaki bulgur, buğday taneleri doyurdu beni.

Oh… Oh… Pekâlâ. Ama gözün ökselerde ve tuzaklarda olsun. Hele biri eğilip de yerden taş almaya kalkıyorsa kolla kendini.”

Güzel söylüyorsun ama anacığım, ya biri önceden göğsüne ya da cebine taş koymuşsa?”

Sen nereden biliyorsun bunu bakayım?”

Madencilerden anacığım. Maden ocağından her çıktıklarında ellerinde taş var.”

Ah, ah! O madenciler ne hünerli adamlardır. Onlardan öğreneceğin çok şey var. 

Ama çocuklarından ve sapanlarından kolla kendini...”

Serçe anacık, en küçük yavrusuna döndü, “Sen neredeydin bilmiyorum ama en zayıfısın yavrularımın. Gel istersen benimle kal. Biraz eğiteyim seni,” dedi. Serçeciklerin en küçüğü, “Sağol anacığım ama başkasına zanrar vermeyen zarar görmez. Ben kimseye zarar vermiyorum, yardım ediyorum. Kimse beni incitmez, meraklanma,” dedi. Serçe anacık, “Güzel söylüyorsun, hoş söylüyorsun, üstelik doğru da söylediklerin. Nerdeydin bunca zaman, ne yapıyordun?” Küçük serçe: “Kocaman bir binadayım. İnsanlar orda dua ediyorlar. Ben de sinekleri, örümcekleri yiyorum. Dua sırasında cıvıldamıyorum. İnsanları rahat bırakıyorum.” Serçe anacık, “Dikkatli ol,” dedi. Esenleyip uğurladı tüm yavrularını. Sonra kendi kendine, “Yaşam ne garip,” dedi, “analardan ayırsa da eğitiyor, öğretiyor ana gibi.”

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.