Mustafa Kemal‘in annesi Zübeyde Hanım uyandığında bütün ev uykudaydı. Evin çatısındaki güvercinlerin bile sesi çıkmıyordu. Sokak da aynı sessizlik içindeydi. Bütün İstanbul bu korkulu sessizliği paylaşarak uyuyordu. Düşman donanmasının Tophane..

Mustafa Kemal‘in annesi Zübeyde Hanım uyandığında bütün ev uykudaydı. Evin çatısındaki güvercinlerin bile sesi çıkmıyordu. Sokak da aynı sessizlik içindeydi. Bütün İstanbul bu korkulu sessizliği paylaşarak uyuyordu. Düşman donanmasının Tophane rıhtımı önünde demirleyen elli beş savaş gemisinin kapkara topları koskoca kenti tutsak etmişti. İstanbul düşman kuşatması altındaydı.
Zübeyde Hanım, kızı Makbule ile Beşiktaş‘taki bu evde kaç gündür yalnızdı. Oğlu Mustafa Kemal günlerdir eve uğramıyordu. Şişli‘deki evde kalıyordu. Orada kalması, arkadaşlarıyla önemli toplantılar yaptığını gösterirdi. Zübeyde Hanım, bu toplantılardan, bu gizli buluşmalardan hep korkardı. Ya başlarına bir şey gelirse? Oğlunu padişaha, hükümete, devlete karşı geliyor diye tutuklarlarsa? Öldürürlerse? Ana olarak onun katıldığı kanlı savaşlardan, sürgün olarak gönderildiği sıcak çöllerden sağ salim dönüp gelmesini hep yüreği ağzında, heyecan içinde beklemişti. Bu toplantılardan da yüzünün akıyla çıkmasını bilirdi. Ana yüreği bu, güç dayanıyordu. Bu evde yaptığı toplantıları, düşman askerleri, gözleri önünde, iki kez basmıştı. Şişli‘deki evin de İtalyan askerlerince bir kez basıldığını Makbule söylemişti.
Şimdi ne olmuştu acaba? Kaç gündür ortalarda görünmüyordu Mustafa‘sı. Meraktan ölecekti. Ellerini ovuşturuyor, başına sardığı ak tülbenti ikide bir çözüp yeniden bağlıyordu. Böyle böyle sabahı etti.
Mustafa Kemal, Akaretler yokuşundaki 76 numaralı evin kapısını çaldığında ortalık iyiden iyiye ışımıştı. Çatıdaki güvercinler uyanmış, tüneklerinde patırdayıp duruyorlardı. Zübeyde Hanım, oğlunu paşa üniformaları içinde dimdik karşısında görünce hem sevindi, hem de gitme hazırlığının tamam olduğunu anladığı için üzüldü. Oğlunun Anadolu‘ya geçmek istediğini biliyordu. Padişah, III. Ordu Müfettişi olarak oğlunu görevlendirmişti. Ama ne zaman gideceği belli değildi. Ana oğul, sedire yan yana oturdular. Kız kardeşi Makbule karşılarında ayaktaydı. Zübeyde Hanım, üzüntüsünü gizlemeye çalışarak:
–Yolculuk ne zaman Paşam? diye sordu.
Mustafa Kemal, büyük bir kararlılıkla karşılık verdi:
–Bugün anacığım, bugün öğlende. Dün Yunanlılar İzmir’e girdiler. Rıhtıma çıkar çıkmaz yaptıkları ilk iş, Türk askerlerini ve Albay Süleyman Fethi Bey’i şehit etmek oldu. Onun için bir an önce Samsun’a varmam gerek.
–Ne zaman dönersin?
–Dönmek mi? Benim için dönmek yok artık. Yalnız siz şimdilik burada kalıyorsunuz.
İstanbul‘da kalan arkadaşlarıma sizinle ilgilenmelerini söyledim. Sonra bir çaresine bakarım. Anadolu’dan durumu bildiririm size.
Annesiyle kız kardeşinden 16 Mayıs 1919‘da ayrıldı Mustafa Kemal. Ana oğulun en uzun ayrılışlarından biri olacaktı bu.
Bandırma vapuru, Karadeniz‘in dalgaları ile boğuşa boğuşa, gündüzleri kıyıya yaklaşarak, geceleri ışıklarını söndürüp enginlere açılarak güçlükle yol aldı. Pusulası olmayan bu gemi, her an kayalara çarpmak ya da bir düşman torpidosu ile batırılmak tehlikesi içindeydi.
Mustafa Kemal Paşa, yanındaki on sekiz subay ve asker arkadaşlarıyla 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun‘da Anadolu topraklarına ayak bastı.
İlk iş olarak apoletlerini sökerek III. Ordu Müfettişliği görevini bırakıp askerlikten ayrıldığını ilan etti. Halktan biri olarak, halkla birlikte Kurtuluş Savaşı‘nı örgütlemeye girişti.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.