Günün Masalı: 19 Kasım; Kırkçeşme Suyu

Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemidir. Hem sınırları genişlemiş hem de her taraf köprüler, hanlar hamamlar, camiler, kervansaraylarla bezenmişti.  Başkent İstanbul‘da da halk mutluydu. Yalnız susuzluk dayanılır..

Günün Masalı: 19 Kasım; Kırkçeşme Suyu
Yayınlanma: Güncelleme: 254 okuma

Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemidir. Hem sınırları genişlemiş hem de her taraf köprüler, hanlar hamamlar, camiler, kervansaraylarla bezenmişti. 

Başkent İstanbul‘da da halk mutluydu. Yalnız susuzluk dayanılır gibi değildi. Kentte çok az çeşme vardı. Kent gittikçe kalabalıklaştığından Fatih döneminden kalma Halkalı suları yetmiyordu. Zaten bu sular daha çok köşklere, saraylara, büyük yapılara dağılıyor, halka çok az kalıyordu. 

Bu durum padişahı çok üzüyordu. Kente yeni su getirmek gerekiyordu. Ama nerden, nasıl? 

O günlerde Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad Ormanları’nda avlanmaya çıktı. Atını dörtnala kaldırarak sürdü. Her zaman olduğu gibi adamlarını geride bıraktı. Ormanda arkada kalmıştı. Çiçekli bir vadiye geldi. Vadi yemyeşildi. Padişahın at yelelerini uçura uçura koşuyordu. Rüzgarla yarışıyorlardı sanki. Uçar gibiydiler. Birden atın ayağı tökezledi. Hayvan öne doğru çöktü. Bir bataklığa saplanmış ya da bir çukura düşmüş gibiydiler. Dümdüz uzayıp giden kırlıkta şaşıracak bir şeydi bu. Padişah durumu anlamak için atından atladı. Atın ayağı dibinde yeşilliklerin arasında incecik bir suyun şırıltıyla aktığını gördü. 

Padişah atı yedeğine alıp suyu izlemeye başladı. Kağıthane Suyu‘nun kolu olan bir dereydi bu. Padişah derenin çevresinde künk kırıklarına, mermer parçalarına rastladı. 

Saraya dönünce Mimar Sinan‘ı çağırttı. Sultan Süleyman heyecanlanarak: 

Su buldum Sinan, su dedi. Belgrad ormanlarında bir kaynak gördüm. Kağıthane Deresi’nde de eski bir Bizans Kemerinin kalıntıları var. Senden bu suyu İstanbul’a iletmeni isterim. İlet ki her mahallenin bir çeşmesi olsun. Kimse su almak için başka mahallelere gitmesin. Susuzluk diye bir şey kalmasın. Bütün çeşmeler aynı anda gürül gürül aksın

Padişahın suyu bulduğu çiçekli vadide kemerlerin en büyüğünün yapımına girişilmişti. Üç katlı görülmemiş bir kemerdi bu. Birinci katın yapımı sürerken padişah yapım yerini dolaşmaya geldi. Kemerin uzayıp giden birinci kat duvarına bakıp Sinan’a sordu: 

Bu suların gelmesi ne kadar zaman alır dersin mimarbaşı

Sinan kesin bir biçimde:

Bunun iki yolu var, dedi. Birincisi bunca kulunuz var, bir buyruğunuza hepsi işin bir ucundan tutarsa çarçabuk tamamlarız. İkincisi: Ücret karşılığında herkese iş vermek. O zaman da hazinenizi açmanız gerekir. 

Padişah, Sinan‘ın bu açıksözlülüğü karşısında gülümsedi. 

Doğru dersin mimarbaşı. Birinci yol bize yaraşmaz. Getirdiğimiz suyu halkıma terli terli içirmek istemem. İkincisi söylediğin doğrudur. Bu işi kendi paramızla yapmamız gerek. Onun için hazineden on bin kese ayırdım. Yarın saraya gelip alasın

Bundan sonra yapım işi daha hızlı ilerlemeye başladı. Büyük kemerin ikinci, çok geçmeden de üçüncü katı tamamlandı. Kemerin bittiği gün, padişah, çiçekli vadiye bu yüce kemeri görmeye geldi. 

Kemer yemyeşil vadinin masmavi gökyüzüyle birleştiği yerde bir tepeden ötekine asılmıştı sanki. Vadi çiçekler içinde gözalabildiğine yemyeşil uzanıyor, kemerse masmavi gökyüzünde asılı duruyordu. Padişah hayranlıktan donup kaldı. Yanında bekleyen Mimar Sinan‘a dönüp: 

Bu kemerin adı Muallak Kemer olsun, dedi. Baksana ne yerde ne de gökte duruyor. Ortalık yere asıp bırakmışsın onu. Onun için adı kendisi gibi Muallak olsun

Bu ana kemer öteki kemerlerin yapımı izledi. Sonunda hepsi su yollarıyla birbirine bağlandı. Bin gözlü upuzun bu kemer zinciri kente beklenen suyu ulaştırdı. Kente ulaşan su, her mahalleye yapılan yeni çeşmelerden gürül gürül akmaya başladı. Mahalleliler kendi sularını kendi çeşmelerinden sağlayabiliyordu artık. Böylece İstanbul’un su sıkıntısı önlenmiş, kentte çeşmesiz yer kalmamıştı. Bu yüzden halk yeni çeşmelere her yere yapıldığı için Kırkçeşme adını taktı. Bu çeşmelerden akan berrak su da Kırkçeşme Suyu adını aldı. Bugün eski çeşmelerle birlikte bu su da yok olup gitti. Şimdi aynı yöredeki bir gölden. Terkoz Gölü‘nden geliyor İstanbul’un suyu. 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.