Ben bilirim, ben bilirim, ben atasözlerini bilirim. Sen bilir misin püsküllü mindercik? Söyle bakalım Damlaya damlaya göl olur ne demek? Musluk açık bırakılmış demek değil, hayır hayır musluk bozuk demek..

Ben bilirim, ben bilirim, ben atasözlerini bilirim. Sen bilir misin püsküllü mindercik? Söyle bakalım Damlaya damlaya göl olur ne demek? Musluk açık bırakılmış demek değil, hayır hayır musluk bozuk demek de değil minderdiğim. Evet geçen gün musluk açık kalmış yalnız damlayacak kadar. Lavabonun deliğini de tıkanmış. Musluk damlaya damlaya lavabo dolmuş, taşmış, mutfak da göl olmuş.. O başka. Bu para biriktirmekle ilgili bir söz. Tabii sen bir şey biriktirmiyorsun. Anlatacağım masalın adı da ‘Hazıra Dağ Dayanmaz’. Bu da bir atasözü. Çalışmadan yapılan harcamalara en büyük hazinelerin bile yetmeyeceğin anlatıyor bu söz.
Terikçiğim artık sen de dinle istersen biraz heyecanlı bir masal bu. Bir zamanlar pazarlarda satıcılık yapan bir adamcağız varmış Kazancının azını harcar çoğunu biriktirmiş. Çok zengin olmuş. Bu adamın biricik bir oğlu varmış. Bu çocuğu iyi okullarda okutmuş. Bir gün bir kazada hem pazarcı hem de karısı ölmüş. Delikanlı, ana babasının arkasından bir ki gün ağlamış. Sonra babasından kalan parayı arkadaşlarıyla yiyip içerek gezip tozarak harcamaya başlamış Ara sıra aklına babasının, “Oğlum hazıra dağlar dayanmaz”, sözü geliyorsa da umursamıyormuş, “Amaan babam ölene kadar çalıştı da ne oldu?” diyormuş Sonunda paralar bitivermiş, Paralar bitince çevresindeki arkadaşları da çekip gitmiş. Delikanlı elinde kalan birkaç kuruşla yollara düşüp iş aramaya başlamış. Tam parası bittiği sıra geldiği şehirde bir tellalın bağırdığını duymuş. “Bir günlük işe bin altın.” Dekanlı hemen tellalın yanına gitmiş. Ondan başka kimsenin de bu iş için başvurmamasına şaşmamış. Tellal delikanlıya hamama gitmesi, üstüne başına yeni giysiler alması için para vermiş “Git bir güzel karnını doyur, bir handa bir güzel uyu”, demiş, “yarın sabah beni burada bul.” Delikanlı yıkanmış tertemiz giyinmiş sonra gidip bir handa uyumuş. Sabah tellalı bulup, ne iş yapacağını sormuş. Tellal, “Şimdi yola çıkacağız” demiş. “Bu atlardan birine sen bineceksin. Bir dağın eteğine geldiğimizde senin atı öldüreceğiz. Sen atın karnına gireceksin. Atın karnını dikeceğiz. Seni kartal dağın tepesine götürecek. Sen atın karnından çıkıp, dağdaki değerli taşları aşağı atacaksın. Paranı, atın karnına girerken vereceğiz“. Delikanlı, “Peki ben dağdan aşağı nasıl ineğim, inecek yol varsa neden böyle çıkarıyorlar dağa?” diye düşünmemiş. Heyecanlı değil mi terlikçiğim? Dur bir bardak su içeyim masalın devamı az sonra…
Delikanlı atın karnına girdiğinde bile çok sıkılmamış. O cebindeki bin altını nasıl harcayacağını düşünüyormuş. Biraz sonra at boyunda bir kartal gelip atı pençelerine almış, delikanlı, at havalanınca biraz korkmuş. Sonra da hayale dalmış yine. Uzun süre içindeki at oraya buraya vurarak sarsılmış. Sarsıntı durunca bıçakla atın gövdesini kesip dışarıya çıkmış. Atın parçalanmış leşinin bir kartal yuvasında olduğunu görmüş, Kartal yavruları hayvanı didikliyorlarmış. Yuvadan çıkmış. Biraz ileri gidince, dağın işlenmemiş değerli taşlarla dolu olduğunu görmüş Hemen bunlardan bir bölümünü aşağı yuvarlamaya başlamış. Bunu yaparken dağın tırmanılmayacak kadar düz ve kaygan olduğunu görmüş. Tellal, “Yeter” diye seslenene kadar taşları aşağı yuvarlamış delikanlı, sonra dağın başında kalakalmış. Çevreyi dolaşmaya, aşağı inecek bir yol aramaya başlamış. Bu arada hoşuna giden taşları da topluyormuş Sonunda kimi iskeletlere rastlamış, Kendinden önce de buraya insanların geldiğini ve açlıktan öldüğünü anlamış, İskeletlerin yanındaki altın torbalarını da görmüş. Ama onlara el sürmek gelmemiş içinden. Sonra okulda okuduklarını anımsamaya çalışmış. Bir yanı sarp olan dağların öte yanında geçitler olabileceği gelmiş aklına. Ve dağın öte yüzüne nasıl geçebileceğini hesaplamaya başlamış Sonunda bin zorlukla dağın öte yanı için önce biraz daha yukarı tırmanmış, sonra da öte yana geçip aşağılara inmeye çalışmış. Ve böylece bir keçi yolu bulup, yaban yemişleriyle karnını doyurarak inmiş aşağı. Ama bütün bu işlerle uğraşırken saçı sakalına karışmış, üstü başı parçalanmış… Ulaştığı ilk şehirde rastladığı kişiler, başına ne geldiğini sormuşlar. Delikanlı hırsızların baskınına uğrayan bir kervanda olduğunu anlatmış. “Kervandan yalnızca ben kurtuldum,” demiş, “günlerdir yürüyorum. Kim olduğunu sordukdarında, delikanlı babasının adını da anmış. Meğer o şehirde babasının ticaret arkadaşları varmış. Onlardan biri hemen delikanlıyı evine götürmüş. Adamlarına, delikanlının yıkanıp temizlenmesi, yaralarına bakılması için emir vermiş. Delikanlı uzun bir süre hasta gibi yatmış o evde. Kendine geldiğinde babasının arkadaşı, “Şimdi bana anlat gerçeği,” demiş, “senin baba malını nasıl harcayıp perişan olduğunu duyduk“. Delikanlı yaşadıklarını anlattıktan sonra, “İki şeyi iyi öğrendim.” demiş, “Gerçekten hazıra dağlar dayanmıyormuş. Bir de kimse kimseye boşuna para ödemiyormuş. Büyük paranın karşılığı insanın hayatı olabiliyor.” Tüccar gülmüş. “Şimdi ne yapacaksın delikanlı?” diye sormuş. Delikanlı, parasını, değerli taşları ortaya koyup akıl istemiş. Baba dostu tüccar, delikanlıya şehirden şehre mal taşıyacağı bir iş önermiş.
İşte böylece terlikçiğim bizim delikanlı da şehirden şehre dolaşarak hem gezmiş hem para kazanmış.
Hadi şimdi uyuyalım. Şişştt sen korktun mu kartaldan püsküllü minder? Ben çok korktum ama belli etmedim. At alıp dağ başına uçuruyor. Çizgi film gibi, değil mi?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.