Eveleme develeme, devekuşu kovalama. Kovalarsan ısırmaz ama tekme atar. Altı ay hasta yatar anlarsın neymiş devekuşu. Öyle her kuşun eti yenmez, her söze masal denmez. Şimdi geldi Almanya‘dan bizim yeğen, bir..

Eveleme develeme, devekuşu kovalama. Kovalarsan ısırmaz ama tekme atar. Altı ay hasta yatar anlarsın neymiş devekuşu. Öyle her kuşun eti yenmez, her söze masal denmez. Şimdi geldi Almanya‘dan bizim yeğen, bir masal getirdi ki… “Masal buna denir,” dedi her dinleyen. Size de anlatayım aklımızda bulunsun. Bu masal Grimm Kardeşler‘den size armağan olsun.
Bir zamanlar Almanya‘nın karanlık ormanlarının yanı başındaki köyde bir köylü yaşarmış. Üç oğlu varmış. Masallarda öyledir ya, bu oğullardan yalnızca küçüğü doğru sözlü yufka yürekliymiş. Bu yüzden ana babası daha çok büyükleri gözetip kollarmış. Bir gün büyük oğlanın ormana gitmesi gerekmiş. Odun kesecekmiş. Anası kalkmış bir tepsi börek yapmış, bir testi de ayran hazırlamış azık diye. Oğlan ormana vardığında bir ihtiyarla karşılaşmış. Yaşlı adam, “Oğul üç gündür açım, bana biraz ekmek ver,” demiş. Delikanlı, “Git yoluna dede, sana versem bana kalmaz,” diye terslemiş adamı. Sonra bir yana koyup azığını, başlamış odun kesmeye. Ama aklı azığındaymış, “Aman kuşlar yemesin, biri daha gelip istemesin,” diye. O yüzden indirivermiş baltayı ayağına. Sonra da elinde yenilmemiş azık, sırtında bir iki dal odunla dönmüş evine. Ertesi gün ortancadaymış sıra ama olanlar değişmemiş. Bu oğlan da yaşlı adamcağıza bir şey vermemiş. Sonunda o da kesmiş parmaklarını yanlışlıkla. Küçük oğlan demiş ki: “Bende sıra…” Ama anasıyla babası, “Yapamazsın,” demişler. Dinlemeyince de azık diye yanına kuru ekmekle su vermişler. Bizimki de rastlamış elbet ihtiyara.
Ama terslememiş onu. Oturup paylaşmış kuru ekmeği, duru suyu. Konuşup gülüşerek yendiğinden olmalı, pek nefis gelmiş kuru ekmek, su da pek tatlı. Sonra esenleşip ayrılmış odun kesmek için. Şehre gidip satacakmış odunları, öyle demiş ana babası. İhtiyar demiş ki: “Azığını benimle paylaştın sağol. Yaşlı, kurumuş ağaçları kes. Ormanın ortasında bir koca meşe var, onu kes önce. Köklerinin arasına da bak. Mutlu ol ömrünce.” Bizimki şarkı türkü bulmuş ormanın ortasını. Koca meşeyi kesmiş, devirmiş. Köklerinin arasına bir bakmış ki altın tüylü bir kaz… Kazı da almış odunlarla birlikte yanına. “Bu kazı götürüp armağan ederim krala,” diye düşünmüş. Ve şehre doğru düşmüş yola, sırtında odun demeti, koltuğunun altında kaz.
Sizden saklamak olmaz, çok şenlikli masalın bundan sonrası. Kim yükünün altında iki büklüm birini altın bir kazla görür de şaşırmaz? Kimi aşırmak istemiş altın kazı, kimi bir tüy olsun koparmak. Ama işin güzeli şu ki, kaza elini süren yapışmış kalmış. Oğlan olanlara hiç aldırmamış. Koltuğunun altında kaz, eli kazın kanadında bir güzel kız, kızın eteğinde anası, kazın öteki kanadında bir hırsız, hırsızın ceketinde bir polis yapışık… Daha kim var, kim yok şehirde dans eder gibi yapışıkmış birbirinin koluna, eline, düşmüşler kazın peşine. Delikanlı, sarayın önüne gelince bir kahkaha kopmuş sarayın penceresinden. Meğer kralın kızı pek hastaymış. Gülerse geçer bu hastalık demişler ama kimseler güldürememiş. Biraz çevreyi görsün, eğlensin diye pencereye çıkmış yanında dadısıyla. Bizim delikanlı ne oluyor diye başını kaldırınca, dökülmüş sırtından odunlar. Bir kez daha gülmüş kral kızı.
İyilik sağlık sonrası. Delikanlı, kazı uzatınca krala, kalabalık dağılmış. Kimi demiş çözüldü büyü, kimi demiş isteyen kopardı istediği tüyü. Kral hem kaz için, hem kızını güldürdü diye ne ödül istediğini sormuş delikanlıya. Eski kitaplar, delikanlı kralın kızıyla evlendi diye yazar. Olur mu ya? Kral kızı ormanda yaşayamaz. Oduncu oğlu sarayda yapamaz. Bence delikanlı yoksul babası için yardım, ağabeylerine iş istemiş, kendi de şehirde büyük okullarda okumayı dilemiş. Dilekleri de yerine gelmiş.
Bu masalın başkaydı sonu ama ben budur dedim günümüze uygunu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.