Bir zamanlar, ülkelerin birinde usta bir avcı vardı. Bir de avcının hiç yanından ayırmadığı doğanı. Yırtıcı bir kuş olan doğan, avda onun en büyük yardımcısıydı. Doğan, avcının omuzuna tüner, dağda,..

Bir zamanlar, ülkelerin birinde usta bir avcı vardı. Bir de avcının hiç yanından ayırmadığı doğanı. Yırtıcı bir kuş olan doğan, avda onun en büyük yardımcısıydı. Doğan, avcının omuzuna tüner, dağda, bayırda, ormanda gezerek birlikte av ararlardı.
Gene bir gün, ava çıkmış, dağ bayır birlikte dolaşıyorlardı. Hava alabildiğine sıcaktı. Uzun süre av peşinde koşuşturup dolaşmaktan avcı iyice susamıştı. Su bulmak için dağı karış karış dolaşmaya başladı. Ne bir dereciğe, ne de küçük bir kaynağa rastladı. Sonunda dağın eteğinde bir taş gördü. Taşın içi oyuktu, bir çeşme yalağına benziyordu. Biraz daha yaklaşınca içinde su olduğunu, güneşte ışıl ışıl parıldadığını ayırt etti. Avcı omzundaki suyu içecekken, doğan gökyüzünden süzülüp gelerek kanatlarıyla bir vuruşta taşın içindeki suyu yere döktü. Avcı, bu işe çok kızdı. Kuşa:
–Sen ne hain kuşsun, diye bağırdı. Ben susuzluktan ölürken sen gelip zar zor bulduğum suyu yere döküyorsun, ben sana öyle mi davranıyorum?
Avcı, kuşa çıkışa dursun, o sırada yalak biçimindeki taşın içine yeniden su doldu. Bunu gören avcı, omzundaki kuşu salıp yalaktaki suyu içecek oldu. Ama kuş, gökyüzünden yeniden süzülüp gelerek kanatlarıyla vurduğu gibi suyu döktü.
Avcı, öfkesinden kuduracak gibi oldu. Kuşa ağzına geleni söyledi:
–Sen çok alçak, namussuz bir kuşsun. Sahibinin iyiliği yerine onun kötülüğünü istiyorsun. Sen nankör bir kuşsun. Sana o kadar baktım, seni bunca yıl besledim, sense karşılığında bana bu kötülüğü yapıyorsun, benim ölmemi istiyorsun.
Sözünü bitirdikten sonra, kuşu aldı, götürüp bir ağaç kovuğuna bıraktı. Önünü de büyük bir taşla kapattı.
–Şimdi burada açlıktan, susuzluktan öl de aklın başına gelsin.
Oradan su içmek için yalağın başına gelirken kafasını kaldırıp yalağın üst yanına baktı. Bir de ne görsün! Yalağın tepesindeki koca kayanın üstünde dev bir yılan boylu boyunca uzanmış yatmıyor mu? Sıcaktan gevşeyip orada uyuklayan yılanın zehirli salyası, yalağın içine şıp şıp damlıyordu. Avcının su sanıp içmek istediği bu zehirdi işte. Avcı, bu zehrin bir damlasını içenin sağ kalmayacağını biliyordu. Kuş, su diye içeceği zehri dökerek iki kez hayatını kurtarmıştı onun. Demek kuşu saldığı zaman yukardan yılanı görmüştü o.
Avcı, hemen doğanını kapattığı kovuğa koştu. Taşı kaldırıp hayvanı karanlık kovuktan dışarı çıkardı. Onu öpüp okşayarak omzuna aldı. Kuş, avcının omzunda durmayıp uçtu. Yılanın üstüne uzandığı kayaya doğru gitti. Havada bir iki kez dönüp uyuyan yılanın üstüne saldırdı. Yılan kuyruğunu savurarak doğanı üstünden atmaya çalıştı. Doğan, sivri gagasıyla yılanın başını ezip onu öldürdü.
Bu olaydan sonra avcı, bir daha kuşunun ona olan bağlılığından kuşku duymadı. İkisi birlikte mutlu bir yaşam sürdüler.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.