Miyav varmış, miyav yokmuş, mırnavmış, mırnav. Bir uğurböceği varmış. Kırmızı da yedi benekli. Bir de ağustosböceği. İkisi de aynı bahçede yaşarmış. Çok iyi arkadaşmışlar. Bir gün ev sahipleri bahçede ateş..

Miyav varmış, miyav yokmuş, mırnavmış, mırnav. Bir uğurböceği varmış. Kırmızı da yedi benekli. Bir de ağustosböceği. İkisi de aynı bahçede yaşarmış. Çok iyi arkadaşmışlar. Bir gün ev sahipleri bahçede ateş yakıp ızgara yapmak istemişler.
Yaktıkları ateş kuru otları tutuşturmuş. Otlarda yuvalanmış pek çok böcek bitkilerle birlikte yanmış. Onlara yardım etmek isteyen uğurböceği de tutuşmuş kanadından, uçamamış. Ölmüş. Bunu duyan ağustosböceği bir ağıt tutturmuş. Akşamdan sabaha, sabahtan akşama. Bu çığlıkları duyan bahçe kapısı sormuş: “Niye ağlayıp sızlıyorsun ağustosböceği?” Ağustosböceği yanıt vermiş: “Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Uğurböceği kanadından tutuştu. Yandı kül oldu.” Bunu duyar duymaz gıcırdamaya başlamış bahçe kapısı. Gıcır da gıcır, gacur da gacur… Bahçedeki çalı süpürgesi bir durmuş, iki durmuş sormuş sonunda: “Ne var kapı kardeş? Niye gıcırdıyorsun bu kadar?” Kapı iki gıcırtı arasında söylemiş derdini:
“Uğurböceği tutuştu öldü
Ağıtı durmaz ağustosböceğinin
Ne yapsın kapıcık bunu duyunca
Gıcırda kapım gıcırda”
Çalı süpürgesi duyduklarına öyle üzülmüş ki, önce, saçımı başımı mı yolsam? diye düşünmüş. Sonra hızla süpürmeye başlamış bahçeyi. Öyle hızla süpürüyormuş ki rüzgâr çıkmış gibi tozutuyormuş. Bahçenin kenarından koşup giden bir köpekçik sormuş çalı süpürgesine: “Hiişt süpürge güzeli, bu ne hız? Biraz yavaşla, ortalığı toza boğdun kız...” Süpürge ara vermeden işine, yanıt vermiş köpekçiğe:
“Uğurböceği tutuştu öldü,
Ağıtı durmaz ağustosböceğinin,
Durmadan gıcırdar bahçe kapısı
Süpürmesin de ne yapsın çalı süpürgesi
Süpür süpür süpür…”
Köpekçik bunu duyunca bir havlayıp bir uluyarak başlamış koşmaya. Koşarken bir ağacın altından geçiyormuş. Ağaç dayanamayıp sormuş: “Küçük köpek dur hele. Ne bu velvele? Niye hem havlıyor, hem uluyor, hem koşuyorsun?” Köpek kesmeden koşmasını, havlamayla ulumanın arasına sığdırmış derdini:
“Uğurböceği tutuştu öldü
Ağıtı durmaz ağustosböceğinin
Durmadan gıcırdar bahçe kapısı
Süpürür durur çalı süpürgesi
Ne yapsın havlamasın, ulumasın, koşmasın da köpek?
Gücü ancak buna yetecek
Uuu! Hav Hav! Hev Hev! Uuuu! Uuuuu!”
Ağaç bunu duyar duymaz başlamış dökmeye yapraklarını. Ağacın dibinde bir çeşme varmış. Demiş ki ağaca: “Hayrola, güz gelmeden niye döküyorsun yapraklarını?” Ağaç yaprak dökümüne ara vermeden yanıtlamış onu:
“Uğurböceği tutuştu öldü
Ağıtı durmaz ağustosböceğinin
Durmadan gıcırdar bahçe kapısı
Süpürür durur çalı süpürgesi
Hem havlar, hem ulur, hem koşar köpek
Ağacın gücü de buna yeter
Dök yaprağını, dök yaprağını…”
Çeşme bunu duyunca, “Ben de hızla akayım bari,” demiş. Başlamış akmaya. Hızla aka aka taşırmış teknedeki suyu. Teknedeki su otların arasından akmış. Ateşin kalanını söndürmüş. Bir sürü böcek yanmaktan kurtulmuş… Başlamış ağustosböceği bir başka türlü şakımaya. Bahçe kapısı sormuş nedenini. Ağustosböceği de demiş ki:
“Şakırım ben şakırım, yanmaktan kurtuldu gelinböceği...’
Kapı da gıcırtısını şarkıya döndürmüş… Bu masal böyle sürer gider. Otlar yandıkça acı acı ağlar doğa… Böcekler kurtuldukca bayram eder gelincikler.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.