Günün Masalı: 6 Mart; Aksacık

Bir varsa iki de var. Sayı saymada ne var? Biri derse on da var, on mu var, davar mı var? Davar koyundur sürü sürü güderler. Kuzu, koyun sürüdür, çayırların süsüdür…

Günün Masalı: 6 Mart; Aksacık
Yayınlanma: Güncelleme: 165 okuma

Bir varsa iki de var. Sayı saymada ne var? Biri derse on da var, on mu var, davar mı var? Davar koyundur sürü sürü güderler. Kuzu, koyun sürüdür, çayırların süsüdür. Çayır çimen geze geze, oldum ben bir geveze. 

Masal neydi unuttum, ayran, şerbet eze eze. Şeker şerbet ezerken, çayır çimen gezerken, sandık sepet aradım, bir mesel bulamadım. Elime bir masal geçti, onun da zamanı geçti… 

Geçmiş zamanda yoksul ama övünmeyi seven bir değirmenci vardı. Tüm zenginliği kızıydı. Kızı güzeldi, becerikliydi. Değirmenci zengin bir koca bulmak için kızını yerli yersiz överdi. Bir gün değirmene gelenlere, “Benim kızım öyle hünerlidir ki, samanı eğirir de altın yapar,” dedi. Bu söze değirmendekilerin çoğu güldü. Yalnız değirmencinin ve köylülerin tanımadığı bir yabancı, “Doğru mu söylüyorsun değirmenci?” diye sordu. Değirmenci yabancının sert konuşmasından öyle ürktü ki bunun bir benzetme, boş bir övgü olduğunu söyleyemedi. “Doğru,” diye kekeledi. Yabancı: “İyi o zaman,” dedi. “Ben kralım, kızını saraya alacağım. Hünerini sınayacağım.” Değirmenci bu habere sevinsin mi, üzülsün mü bilemedi. Kral değirmencinin kızını askerlerle getirtti saraya, onu saman dolu bir odaya sokup dedi ki: “İşte saman, işte çıkrık. Bu gece şu samanları eğirip altın iplik yaptın yaptın… Yapamadın öleceksin.” Kızcağız önce kralın dediklerini şaka sandı… Kral, kapıyı kilitleyip gidince ne yapacağını şaşırdı, oturup ağlamaya başladı. Birden kapının anahtar deliğinden bir cücecik girdi içeri. Kıza niye ağladığını sordu. Samanın altın yapılacağını duyunca, “Kolay,” dedi. “Ben senin yerine yaparsam bana ne verirsin?” Kızcağız düşünmeden, “Boynumdaki madalyonu,” dedi. Cüce, madalyonu alıp, çıkrığın başına geçti ve bütün samanları altın iplikler haline getirdi. Makaralara sardı. 

Kral sabah gelip altın iplik dolu makaraları görünce masal bitti sandınız değil mi? Aldandınız. Kral, kızı daha büyük bir samanlığa götürdü. Önüne yine çıkrığı koydu. “Hadi bakalım,” dedi. Kızcağız yine ağladı sızladı. Gene cüce geldi. Kız bu sefer ona yüzüğünü verdi. Cüce de odadaki tüm samanları altın ipliklere çevirdi. Kral sabah gelince altınları görüp sevindi. Kızı çok büyük bir samanlığa götürüp dedi ki: “Bu samanları da altın yaparsan, seninle evlenirim. Ama yapamazsan öldürtürüm seni.” 

Kızcağız yine ağladı, cüce yine geldi. Ama kızın verecek hiçbir şeyi yoktu. Cüce, “Kralla evlenince ilk çocuğunu bana verirsin,” deyip çıkrığın başına geçti. Kız ne kralla evlenebileceğini düşündü, ne de çocuğu olacağını. Canını kurtarmak için, “Olur,” dedi. 

Sabah kral geldi, altınları gördü. Değirmencinin kızıyla evleneceğini bildirip herkesi düğüne çağırdı. Üç oda dolusu altın iplik gelinin çeyiziydi. 

Bir yıl sonra değirmencinin kızı yani yeni kraliçe bir çocuk doğurdu. Cüceye verdiği sözü hatırladı. Cüce gelemesin diye anahtar deliklerini kapattırdı, kapılara bekçiler dikti ama gece yarısı cüce geldi: “Kraliçe, ver bebeği,” dedi. Kraliçe yalvardı, ona istediği kadar altın, para, pul vaat etti. Ama Cüce, “Söz verdin, ben de senin istediğini yaptım. Şimdi tut sözünü,” dedi. Kraliçe ağlamaya başladı. Ağladı, ağladı, ağladı sonunda Cüce, “Sana üç gün izin değirmencinin kızı, bu üç günde adımın ne olduğunu bilirsen çocuğun sende kalır, yoksa alırım elinden,” deyip gitti. Kraliçe hemen bir adamını ülkeyi dolaşmaya yolladı, adam en garip adları saptayacaktı. Kendi de kitapları karıştırmaya, perilerin, cücelerin adlarını yazmaya başladı. Gece cüce geldi, kraliçe bulduğu, duyduğu en garip adları sıraladı ama cücenin adını bilemedi. Cüce: “Kraliçe, adımı bulamazsın ver çocuğu,” dedi. Kraliçe, “Üç gün demiştin, daha iki günüm var,” diye ayak diredi. İkinci gece de Kraliçe cücenin adını bilemedi. Üçüncü günün sabahı ülkeyi dolaşmaya yolladığı adam geldi, dedi ki: “Size yeni, duyulmamış bir ad bulamadım. Ama ormandan geçerken küçük bir evin önünde bir ateş gördüm. Ateşin çevresinde bir cüce dans edip garip bir şarkı söylüyordu: “Samanı altın yaparım. Kraliçenin bebeğini kaparım. Benim adım Aksacık, adımı herkesten saklarım.” Kraliçe duyduklarına çok sevinip, adamı ödüllendirdi. 

Gece saat tam on ikide cüce beşiğin yanında göründü. Kraliçeye, “Söyle bakalım adımı değirmencinin tembel kızı,” dedi. Kraliçe, “Adın Tepegöz mü?” dedi. Cüce gülerek haykırdı: “Hayır!” “Yoksa Alabacak mı?” “Hayır!” Bu sefer Kraliçe gülerek, “Aksacık olmasın?” dedi. Cüce adını duyunca şaşkınlıkla, “Bunu sana şeytan mı söyledi?” diye haykırmaya başladı. Öfkeyle ayaklarını yere vururken odanın döşemesine gömülüverdi. Yerde yalnız külahı kaldı. Kraliçe külahı çekince külahtan odaya altın serpildi. Kraliçe bir daha cüceyi görmedi, çocuğu da kurtuldu. 

O günden sonra Kraliçe bütün kitaplara boşuna övünmenin kötü bir huy olduğunu yazdırdı. 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.