Günün Masalı: 16 Şubat; Akıllı Deve

Mısır‘daki Tiye adlı büyük çölün başında Birsebi ovası uzanır. Burada Ahmet oğlu Ali adlı iyi yürekli bir Arap yaşıyordu. Hayvan yetiştirerek ailesini geçindiriyordu. Çok çalışkan bir adamdı. Herkes onu başkalarına..

Günün Masalı: 16 Şubat; Akıllı Deve
Yayınlanma: Güncelleme: 236 okuma

Mısır‘daki Tiye adlı büyük çölün başında Birsebi ovası uzanır. Burada Ahmet oğlu Ali adlı iyi yürekli bir Arap yaşıyordu. Hayvan yetiştirerek ailesini geçindiriyordu. Çok çalışkan bir adamdı. Herkes onu başkalarına örnek gösterirdi. 

Ahmet oğlu Ali‘nin koyunlarından başka iki köpeği, üç yük devesi, bir de Hecin adı verilen bir binek devesi vardı. Hecinlere bu yörede ‘çöl gemisi‘ derler. Yumuşak çöl kumları üstünde atlar yürüyemediği için Araplar ince, uzun bacaklı ve çok hızlı giden bu cins develeri binek hayvanı olarak kullanırlar. İşte bunların adı hecindir. 

Ali, hayvansever bir adamdı. Cemil adını verdiği hecin devesini ise hepsinden çok severdi. Hayvan da onu çok sevdiğinden ayrılmaz iki arkadaş olmuşlardı. 

Ali, her ayın başında çölün ortasında, Han Yunus‘ta kurulan pazara giderdi. Han Yunus, onun bulunduğu yere üç gün uzaklıktaydı. O, her ayın başında Cemil‘in sırtında çölde yalnız başına yol alırdı. Han Yunus‘a herkesten uzak, kendisiyle devesinin bellediği yoldan gider gelirdi. 

Günlerden bir gün, Han Yunus pazarında işini bitirmiş evine dönüyordu. Çölün ortasında, her zamanki gibi, devesiyle yalnız başına yol alıyorlardı. Ali, devesinin yanı başında yaya yürüyordu. Deveye pazardan aldıklarını yüklediği için bir de kendisi binmek istememişti. Sattığı yünlerin karşılığında kışlık yiyecek ve içeceğini yüklemişti devenin sırtına. İkisi de neşeyle yol alıyordu. Ali, bir türkü tutturmuştu. Deve de Ali’nin türküsüne ayak uydurmuştu. 

Tam bu sırada hava birdenbire karardı. Ali, 

Eyvah, sam fırtınası geliyor, diye telaşlandı. 

Gerçekten de aradan birkaç saniye geçmeden hızlı bir rüzgâr esmeye, çölün kumlarını gökyüzüne savurmaya başladı. Ali, hemen devesini çöktürerek arkasında siper aldı. Sam yeli dedikleri çölün bu sıcak rüzgârını çok iyi bilirdi. Kumları oradan oraya taşır, önüne çıkan yolcuları da kumlara gömerek boğardı. 

Kum fırtınasının güneşi örtüp ortalığı kararttığı uçsuz bucaksız çölde insanın yolunu bulması olanaksızlaşırdı. Gözlerine dolan kumlardan kör olur, gövdesi sıcak kumlarla kavrulurdu. 

Her zamankinden güçlü olan fırtına, Ali‘nin gözlerini cayır cayır yaktı, boğazı kuruyup yutkunamaz oldu, her tarafına iğne gibi batan sıcak kumların verdiği acıyla bütün gücünü yitirerek bayıldı. 

Bu böyle ne kadar sürdü, aradan kaç saat geçti, bunu kimse bilmiyor. Fırtına dindiğinde çöl eski sessizliğine büründü. Doğa yorgunluktan uyuyakalmıştı sanki. 

Ortalık sessizleşince üstü kumlarla örtülmüş olan deve, silkinerek ayağa kalktı. Çevresine bakındı. Sahibi Ali görünürde yoktu. Kum çölü göz alabildiğine uzanıyordu. 

Sam yeli, Ali‘yi yere serdikten sonra kumların altına, bir metre kadar derine gömmüştü. Kumların altında ölmek üzereydi. Güçlükle soluk alıyor ama sesini kimselere duyuramıyordu. 

Deve, çevrede sahibini göremeyince ön ayakları ile kumları eşelemeye başladı. Onun kumların altında kaldığını anlamıştı. Onu bulmak ve kurtarmak istiyordu. 

Büyük bir hızla kumları eşeliyordu. Her seferinde daha derinleşiyordu eşelediği yer. Durup dinlenmeden yeri eşti. Sonunda Ali‘nin gövdesini ortaya çıkardı. Ama Ali, bulunduğu yerde ölü gibi yatıyordu. Kıpırdamıyor, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu. Deve o zaman, baygın durumda yatan Ali’nin yanağını uzun dili ile yalamaya koyuldu. Çok geçmeden Ali gözlerini açtı. Çevresine, ‘Neredeyim ben?’ diye bakındı. Devesini görünce her şeyi, kum fırtınasını, sam yelini, yollarını yitirdiklerini hatırladı. 

Yerinden güçlükle doğrulup oturdu. Boğazı yanıyor, susuzluktan ölüyordu. Devenin semerine bağlı olan su tulumuna uzanmak için ayağa kalkmak istedi. Çok güçsüzdü. Ayakları tutmadığı için yere yuvarlandı. İkinci kez kalkmaya yeltendi, yeniden yere düştü. Semerde asılı duran su tulumuna ulaşamadığı için göz göre göre ölecekti. Güçsüzlüğüne kızıyor, öfkesinden deli gibi oluyordu. 

Sahibinin çırpınmalarını gören deve, onun ne istediğini sezmişti. Onun yanına yaklaşıp önünde diz çöktü. Ali, yattığı yerden elini uzatıp tulumun ağzını kendi ağzına dayadı. Su boğazından aşağı serin serin dökülmeye başladı. 

Susuzluğunu giderince kollarıyla bacaklarına güç geldi. Ancak o zaman ayağa kalkabildi. Kumda kazılan derin çukuru da o zaman gördü, onu devesinin kurtardığını anladı. Onu, hepsinden daha çok sevmekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha öğrendi. 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.