Ben büyüktüm, dağ küçüktü, soğanlar daha cücüktü. Civcive de cücük derler, güzel şeyleri severler. Dil mi güzel dilber mi güzel? Güzel olan yüz mü, davranış mı? Düşün çocuğum düşün… Güzellik nedir?..

Ben büyüktüm, dağ küçüktü, soğanlar daha cücüktü. Civcive de cücük derler, güzel şeyleri severler. Dil mi güzel dilber mi güzel? Güzel olan yüz mü, davranış mı? Düşün çocuğum düşün… Güzellik nedir? En güzel yüzü bir sivilce çirkinleştirir. Ama güzel davranış hep hatırlanır. İnsanlar iyi huylarıyla anılır.
Bir zamanlar ülkenin birinde bir padişah vardı. Okumayı sever, bilgiye önem verirdi. Ülkesine okullar açtırmıştı.
Padişahın bilime önem vermesi güzeldi ama her insanın bir kusuru vardır. Padişah da kendi aklını herkesten daha çok beğeniyordu. Düşüncesinin yanlış olabileceğini kabul etmiyordu. Üstelik yanlış bir inancı da vardı, ülkeden bilgisizliği yok etmek için bilgisiz insanları öldürmek gerektiğini sanıyordu. Sokakta karşılaştığı her insanı kendince sınıyor, sorular soruyordu. Yanıtlarını beğenmediği insanları ya eğitmek için okula gönderiyor, ya başka ülkeye sürdürüyor ya da öldürtüyordu. Bu yüzden ülkesinin halkı sokağa çıkamaz olmuştu. Bilgili olsalar bile ya padişah beğenmezse verdikleri yanıtı? Padişah tanınmasın diye kılık değiştirip çıkmaya başladı sokağa.
Bir gün bir ihtiyara rastladı, yanına yaklaşıp dedi ki: “Dede sana bir şey danışacağım, bakalım biliyor musun?” Yaşlı adam, “Sor evlat,” dedi, “bildiğim bir şeyse neden söylemeyeyim?” “Dünyada en hızlı şey nedir dede?” İhtiyar bir an düşünüp yanıt verdi: “Ben okula hiç gitmedim ama bana kalırsa gençliktir. Göz yumup açasıya geçip gider.” Padişah öfkeyle, “Bilemedin dede,” dedi, “bir soru daha soracağım bilirsen seni bağışlayacağım, bilemezsen öldüreceğim çünkü bu ülkenin padişahı olarak ülkemde bilgisiz insan istemiyorum.” İhtiyarcık bu sözler karşısında hiç telaşlanmadı. Sakince, “Sor oğul,” dedi. Padişah tane tane konuştu: “Söyle dede, bu dünyada en tatlı şey nedir?” İhtiyar içini çekti, “Herkese göre değişir, çocuklukta ve yaşlılıkta uyku, gençlikte sevgi tatlıdır.” Padişah, “Dede sen sınavı kaybettin. Bilimde ‘bana göre’ diye yanıt olmaz.” deyip ihtiyarı hapse attırdı. İhtiyarın bir hafta sonra öldürüleceğini de halka duyurdu.
Bu ihtiyarın yüksek okullarda okuyan bir oğlu vardı. Babasının başına gelenleri duyunca koşup geldi. Padişahın yanına çıkıp dedi ki: “Padişahım bilime saygı duymakta haklısınız. Ama bilgisiz bulduklarınızı cezalandırırken suçlu olup olmadıklarını düşünmelisiniz. Babamın bilgisizliğinden babam değil onu okutmayan babası yani dedem sorumludur. Dedem de ölmüş gitmiş, onu cezalandıramazsınız. Babamı cezanlandırmak haksızlıktır. Babam kendi okuyamadı ama beni okuttu. Beni sınava çekin, bilemezsem cezalandırın onun yerine. Bilirsem onu serbest bırakın.”
Padişah bu delikanlının davranışından hoşlandı. Babasına sorduğu soruları ona sordu: “Bu dünyada en hızlı giden şey nedir?” “Düşüncedir.” “Aferin doğru ama bana neden olduğunu da söyle.” “Siz buradan Çin’i düşününce saniyesinde gider düşünceleriniz Çin’e. Ya da uzayı düşünseniz, o anda uzaydasınız.” Padişah beğendi delikanlıyı ama ikinci soruyu da sordu: “En tatlı şey nedir?” Delikanlı güldü, “Dildir padişahım. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, denir. Ama bu tatlı şey dünyanın en acı şeyidir de. Kılıç yarası iyileşir, söz yarası iyileşmez.”
Padişah, bu akıllı delikanlıyı ödüllendirmek istedi, “Dile benden ne dilersin,” dedi. Delikanlı, “Önce babamı, sonra bilgisizlikleri yüzünden hapse atılanları bırakın padişahım,” dedi. “Bilgisizlik çoğu zaman yoksulluktandır.” Padişah delikanlıya hak verip, eğitim işlerinin başına atadı. Delikanlı da okumak isteyenlerin bedava kalabilecekleri yurtlar, para vermeden karınlarını doyuracakları aşhaneler yaptırdı.
Padişah ülkesindekilerin bilgilerini sınamaktan caydı mı dersiniz? Elbette caymadı. Ama bunun yöntemini değiştirip bilimsel yarışmalar düzenletti.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.