Günün Masalı: 4 Aralık; Çiğdem İle Üç Şehzade

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir gün zaman erişti, ben de bilmem ne şu.. Vardım gittim otluğa. Tanrı düşürmesin yokluğa. Otlukta koyun kuzu, ince belli bir tazı. Belimde ağrı..

Günün Masalı: 4 Aralık; Çiğdem İle Üç Şehzade
Yayınlanma: Güncelleme: 309 okuma

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir gün zaman erişti, ben de bilmem ne şu.. Vardım gittim otluğa. Tanrı düşürmesin yokluğa. Otlukta koyun kuzu, ince belli bir tazı. Belimde ağrı sızı, elimde var bir yazı. Yazımı okudular, masal dokudular. 

Bir ülkenin padişahı bir gün hastalanmış, hastalığı gün günden ağırlaşmış. Üç oğlunu baş ucuna çağırtıp demiş ki: “Ben bu yataktan kalkamam. Ölümüm yakın. Benden sonra birbirinizle boğuşmayın. Büyüklük sırasına göre tahta çıkın. Birbirinize destek olun. Ama vasiyetim olsun yolunuz ormana düşerse üç yol ağzında hep soldaki yolu izleyin. Ne sağa sapın ne orta yolu tutun. Sakın ola soldaki yoldan şaşmayın.” 

Padişah bir süre sonra ölmüş. Şehzadeler ağlamışlar, sızlamışlar, babalarına büyük bir cenaze töreni уарmışlar, en büyüklerini tahta çıkarmışlar ama akıllarında hep babalarının vasiyeti “Sağdaki yola sapmayın, ortadaki yolu tutmayın.” Acaba o yollara gidilse ne olur? Padişah olan şehzade bir gün av bahanesiyle toplamış vezirini adamlarını gitmiş ormana, ulaşmış üç yol ağzına Vezirine demiş k: Lala ne var ki bu yolların sağında ortasında da babamız oraya gitmemiz istemedi?” Vezir: “Bilmem padişahım,” demiş, “ancak baba sözü tutmak iyidir.” Genç padişah, “Ben bu yolu bir deneyeyim” diye çekmiş atının başını Ve vezire de. “Akşama kadar bekleyin, dönmezsem ortanca şehzadeyi tahta çıkarın, deyip sürmüş atını orta yola. Biraz gider ki ne görsün? Yol kenarında vakitsiz açmış bir sarı çiğdem. Atından inip çiğdemi koparmak istemiş ama bakmış ki çiğdem daha uzakta. Ne kadar yürüse çiğdeme ulaşamıyor, sanki çiğdem kaçıyormuş. Şehzade ata binip izlemiş ama çiğdeme ulaşamayıp gözden yitirmiş. Atı durdurduğunda bir de ne görsün Bir mağara önünde bir meydanlık, ortada bir kazan pilav. Genç padişah öyle de acıkmış ki hiç düşünmeden attan inmiş, kazana yaklaşmış. Ama tam aldığı bir kaşık pilavı yutacakken mağaradan bir adam çıkmış. Arap desen arap değil, beyaz desen beyaz değil, dev desen değil, cüce desen değil. Bir garip yaratık, “Dur delikanlı” demiş. “Selamsız kelam olmaz. Beni yen de öyle ye pilavı.” Padişah çaresiz boğuşmuş bu yaratıkla. Ama yenilmiş. O yaratık da padişahın kafasını kesmiş. Padişahın atı kişneye kişneye kan içinde dönüp gelmiş vezirin olduğu yere. Vezir saraya dönüp, padişahın yaptığını anlatmış Üzülmüşler, ağlamışlar, bir hafta beklemişler padişahın yolunu, iki hafta beklemişler. Ortanca şehzadeyi çıkarmışlar tahta. O da bir ay uğraşmış memleket işiyle, ikinci ay demiş ki vezirine: “Lala, şu ağabeyimin kaybolduğu yola götür beni.” Vezir ne dese dinletememiş. Bu şehzade de sağdaki yola sürüp gitmiş atını ama ağabeyinin başına gelen onun da başına gelmiş, atı kan köpük içinde korkuyla dönüvermiş geri. Yine ağlayıp sızlamışlar, bir iki bekleyip küçük şehzadeyi tahta çıkarmışlar. Küçük şehzade padişah olunca, bir iki kişi toparlamış, bir iki buyruk imzalamış, ardından toplamış adamlarını, vezirini, demiş ki: “Ağabeylerimin kaybolduğu yere gitmek isterim.” Vezir, “Sen de yitersen ne olacak padişahım?” demiş ama dinletememiş, “Ya ağabeylerimi bulurum, ya o yollarda ne var bilirim, ya ben de yiterim. Yitersem tahta senin lala,” demiş, Çaresiz gitmişler ormana. Üç yol ağzında padişah, atından inip tutmuş yuları, yaya girmiş ortadaki yola bir de bakmış ki biraz sonra iki yol birleşiyor. “Bu sağdaki olsa gerek” derken görmüş çiğdemi. Bu padişahla çiğdem arasında da başlamış kovalamaca. Sonunda varmışlar meydanlığa. Pilav kazanını görünce, genç padişah seslenmiş: “Hey merhaba, kim var kim yok orada? Bu yemek kimindir?” Mağaradan o yaratık çıkmış, “Merhaba ey padişah, ağabeylerin gibi selamsızlık etmedin. Gördüğün her şeyi sahipsiz saymadın, tılsımı bozdun. Şimdi ye pilavını, helal olsun!” demiş. Amma genç padişah, ağabeylerini sormuş yaratığa. Yaratık bir bir anlatmış olup biteni. Padişah ağabeylerini bu yaratığın öldürdüğünü öğrenince, üstüne saldırıp öldürmüş onu. Sonra bakmış ki, çiğdem mağaranın önünde, koparıp sarığının ucuna takmış, binip atına sürmüş. 

Vezir ve adamlar padişahı sağ görünce çok sevinmişler. Padişah artık bu üç yolun üçünün de kullanılabileceğini söyleyip sarayına dönmüş, çiğdemi de bir bardağa koyup bir rafa bırakmış. Ertesi sabah uyanmış ki yatağının başucundaki şamdan ayakucunda, ayakucundaki minder başucunda, odasındaki lokumlar, çerezler yenmiş, şerbetler, limonatalar içilmiş. Padişah, “Kim girdi odama, kim yedi içti bunları, kim dağıttı ortalığı?” diye hizmetçileri uşakları azarlamış, kırıp geçirmiş. Hepsi de odasına kimsenin girmediğini söylemişler ama dinletememişler. Ertesi gece de aynı şeyler yinelenince padişah parmağını sıkıca bağlamış ki açısından uyuyamasın. Yatağına girip, uyur gibi yaparak beklemeye başlamış. Tam gece yarısı, çiğdemin içinde olduğu bardaktan aşağı bir ışık topu düşmüş, birden büyüyüp bir genç kıza dönüşmüş. Bir yandan lokumları çerezleri yiyerek, limonatadan içerek dağıtmış odayı. Sonra da padişahın yatağına eğilip onu iki yanağından öpüvermiş. Bu genç kız arkasını dönüp yeniden ışık topu olmadan yakalayıvermiş delikanlı onu. Sonra da bir daha çiğdem olmayacağına söz almış. Birlikte parçalamışlar çiğdem kıllığını genç peri kızının. Ertesi sabah da evlenmişler. Mutlu yaşamışlar. 

Derler ki o günden kalmış. Çiğdem der ki ben alayım, yiğit başına belayım türküsü. Çiğdem için ölen delikanlılar anılmış bu türküyle. Doğrudur belki de, halk bilir doğrusunu.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.