Gönül ne kahve ister ne kahvehane / Gönül muhabbet ister kahve bahane Türk deyişi Malmö’de Eğitim ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği mangal etkinliği ile ilgili yazım değerli okuldaşım Söke / Serçinli..

Gönül ne kahve ister ne kahvehane / Gönül muhabbet ister kahve bahane
Türk deyişiMalmö’de Eğitim ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği mangal etkinliği ile ilgili yazım değerli okuldaşım Söke / Serçinli Mustafa Kaplan’ı duygulandırmış.
Kaplan’ın Serçin’den çıkalı da çok olmuş. Okul iş derken yıllar geçivermiş. O da gurbette eski günlerin, eski dostlukların, eski muhabbetlerin özlemini çekiyor.
Değerli dostum şöyle dile getirmiş duygularını:
Aynı yörenin insanları olarak, kültürel yakınlığımız, kültürel kaynaşmamız var. Zaten bizim orada sizin oraları için, öteyüz, öteki yüz ifadeleri kullanılır, aramızda sadece Bafa gölümüz var.
Benim çocukluğumda gölümüze deniz derdik, zira gözümüze ne kadar da büyük ve engin görünürdü. Şimdi o kadar da büyük gibi görünmüyor.
Çocukluğumda düğünler ,Pazartesi günü başlar, perşembe günü gelin almayla sona ererdi. Oğlan evinde davul zurna, kız evinde ince saz gurubu çalardı. Kayıklarla getirilen çam odunları, davul zurna eşliğinde, düğün evine getirilip meydan ateşi ile yakılırdı. Düğün ateşinin düğün boyunca hiç söndürülmeden, damadın arkadaşları tarafından, yanması sağlanırdı.
Çalgıcılar mutlaka öte yüzden olmalıydı, düğün sahibinin ekonomik durumuna göre, çift zurna, çift davul; eğer biraz varlıklı ise zurna ve davul dört çifte kadar çıkardı ama genelde, bir takım çalgı yeterli olurdu. O zamanlar en meşhur zurnacı Cemal usta idi çalmadığı hava yoktu, uzun havadan, taksimden, zeybek havasından, kıvrak oyun havalarını da büyük bir ustalıkla icra ederdi.
Çoğunlukla öteyüz havaları olan, “Şu Milas’ın içinde ben bir tek güldüm / goncalarım açmadan soldum döküldüm / kabahat ne sendeydi nede bendeydi”, “Karyolamın demiri / aman ayşem / o yar benim değil mi?”, “Yollar uzak gelemedim / muradıma eremedim / tutunacak dalım sendin, kıymetini bilemedim”, Ham meyvayı kopardılar dalından / beni ayırdılar nazlı yârimden”, “Kerimoğlu”, “Ormancı” gibi havalardı. Şimdi aklıma geldikçe mırıldanırım, o günlere gider gelirim.
Kız evi sazları da benzer havaları çalardı, gelin al duvaklı olur mutlaka ata biner, baba evinden çıkar, gelin evine gelirdi. Damat gelin almaya gitmez evinin kapısında sağdıçları ile beklerdi. Gelinin, baba evinde ata bindirilişinin, gelin evinde attan, damat tarafından indirilişinin, özel havaları olurdu, kız evinde hüzün, oğlan evinde sevinç ve gurur olurdu.
Köyümde herşey değişmiş, örf ve adetler, gelenekler ve görenekler, fazla masraf olacak diye terk edilmiş, bir de şehirdeki düğünlere özenti duyulmasından dolayı köyde düğünler sadece bir güne sığdırılıyor, ne gelenek var ne görenek…
Abdullah bey, bu gibi konularda yazı yazmayı, sizinle paylaşmayı arzu ettiğim için yazmaya gayret ettim.
Sağlık ve afiyetler diliyorum…
Mustafa Kaptan
Değerli okuldaşım da beni çocukluğuma götürdü.
Ben de o güzel eski gelenek ve göreneklerimizin yok olduğunu görmekten büyük hüzün duyuyorum.
Çoğu yerde insanlarımızın parasal durumu tüm köyün hep birlikte bir hafta boyu şölen yapmasına el vermiyor.
Bir hafta boyu kazanlarla yemekler pişer, rakılar seller gibi akardı. Köy halkı da gelin ve damada altınlar takar, eşyalar armağan ederdi.
Benim köyüm Bafa Ilbıra Dağlarının eteklerindedir. Karşımızda Beşparmakdağları yükselir; Mustafa Kaplan’ın köyü Serçin Beşparmak Dağları’nın eteklerindedir; karşısında Ilbıra Dağları yer alır. Arada Bafa Gölü vardır. Gelenek görenekler aynıdır. Zaten her iki tarafta da hısımlar, akrabalar, dostlar yaşar. Türkmenler, yörükler, Menteşeoğulları, Aydınoğulları, Danişmendliler, Afşarlar vb…
Bir zamanlar Beşparmak Dağları’nda dağ kaplanları yaşardı. Şimdi arada bir gene kaplan görüldüğü söylenir. Mustafa Kaplan’ın soyadı da Beşparmak kaplanlarından geliyor olabilir.
Ne var ki, doğamız oralarda da vahşi kapitalizmin gaddar madencileri tarafından dinamitlerle tarumar edildiği için kaplan değil kedi bile kalmadı desek yeridir. Artık Kaplan sadece isimlerde bir özlem olarak kaldı sanırım.
Nereden nerelere geldik.
Malmö’den başladık muhabbete; Serçin’den çıktık.
Mangal bahane…
ABDULLAH GÜRGÜN
gurguna@hotmail.com
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.