Şimdi yükleniyor

Günün Masalı: 25 Mart; Üç Acemi Tüccar

Üç Acemi Tüccar

Günün Masalı: 25 Mart; Üç Acemi Tüccar

ÜÇ ACEMİ TÜCCAR

Miyav vardı, miyav yoktu. Bir zamanlar dünyanın bir ucundan öbürüne mal götüren kervanlar vardı. Kervanlarda develere, katırlara, atlara yüklenirdi değerli yükler. Çeşit çeşit kumaşları, değerli taşları, çanak çömlekleri, bir ülkeden bir başka ülkeye, dünyanın bir ucundan öbür ucuna satmaya götürürlerdi. Bu kervanların yollarından birine ‘İpek Yolu‘ denirdi. Avrupa‘dan Çin‘e uzanırdı. Anadolu‘daydı bir bölümü. Miyavlar gibi ünlüydü. Baharat yolu gibi yollar da gemilerindi. O yolun doğrusunu yalnız usta gemiciler bilirdi. 

İşte tüccarlığın çok önemli olduğu bu günlerde, diken, martı, midye ortak oldular. Bir iki gemi alıp kumaş alıp satacaklardı. Rüzgâr çıkıp geldi, dedi ki: “Arkadaşlar, bu işte acemisiniz. Beni de ortak alın isterseniz.” Diken yaralayıcı bir söz etti: “Sen canının istediği gibi davranan birisin. Tüccarlık için uygun değilsin.” Midye, “Ortak alırsak seni,” dedi, “yalnız bizim gemilerimizin yelkenini şişireceğine söz verir misin?” Rüzgâr, “Hiç böyle şey olur mu?” diye itiraz etti. “Benim işim esmek, yelkenleri şişirmek, yeldeğirmenlerini döndürmek,” dedi. “Kimseye farklı davranamam.” Midye, “Yararsız bir ortak sayılırsın o zaman,” dedi. Martı, “Gemilere gözkulak olmak için ben yeterim,” diye gakladı. Rüzgâr bu acemi tüccarlara darılmadı. “Size iyi şanslar dilerim,” dedi. “Beni ortak almasanız da bir arkadaş olarak sizi uyarayım, önümüzdeki üç ay denizlerin fırtına mevsimi. Yola çıkmayın isterseniz.” Üç acemi tüccar ne evet dediler ne hayır. Rüzgârın uyarısının içtenliğine de inanmadılar. 

Hiçbir gemi açılmazken denize, kumaşlarını yüklediler kendi gemilerine. Kumaşları yükler yüklemez, gemilere yola çıkma emri verdiler. Akıllarınca kumaşlarına daha iyi müşteri bulacaklardı böylece. Ne yazık ki hesapları tutmadı, önce rüzgâr, sonra gözcüler gemilerinin batma haberini getirdi. Bütün sermayeleri gemiyle batan acemi tüccarlar, hemen o gün birbirlerini suçlayıp ortaklıklarını ayırdılar. Ama batan gemilerinden umudu da kesmediler. 

Midye, rıhtım dubalarına tutunarak hâlâ gemilerinin yolunu bekler. Martı da denizin dibini gözleyerek dolaşır, bir iz arar batan gemilerden. Diken’se herkesin sırtındaki kumaşı çekeleyerek kendi kumaşı olup olmadığını kontrol eder. 

Rüzgâr mı?.. Onu ortak almadılardı ki… Acaba yakınır mı bu yüzden, yoksa sevinir mi? Bunu ona miyavlamalı, sormalı… 

Share this content: