İstanbul üzerine çeşitli eserler yazmış olan Doğan Kuban, özellikle “İstanbul’un Tarihi Yapısı” eserinde, kentin gelişimini genel çizgeleriyle betimlemekte, bu arada Kağıthane‘yi de bu tarihi gelişimin içine oturtmaktadır: Üçüncü Ahmet devri..

İstanbul üzerine çeşitli eserler yazmış olan Doğan Kuban, özellikle “İstanbul’un Tarihi Yapısı” eserinde, kentin gelişimini genel çizgeleriyle betimlemekte, bu arada Kağıthane‘yi de bu tarihi gelişimin içine oturtmaktadır:
Üçüncü Ahmet devri bugün ancak çok soluk hatıralarını görebildiğimiz bir İstanbul yaratmıştır. İmparatorluk nisbi bir sulh devresine girmişti. Osmanlı dünyasına batıyla şimdiye kadar olmayan bir ozmozun havası hakim olmağa başlıyordu. Gerçekte batıyla ilişkiler sadece Osmanlılar için değil, fakat daha doğuda İranlılar için de bu devirde artmıştır. Batıda 14. ve 15. Louis devirleriyle doğuda Safavi saltanatının haşmetli mimari ve şehircilik uygulamalarının aşağı yukarı eş zamanlı bir örneğini İstanbul‘da Lale Devri‘nde buluyoruz. Yüzyılın bu ilk çeyreğinde büyük imar hareketi Kağıthane‘de Saadabad kompleksinin temelinin atılmasıyla başlıyordu.

Kağıthane Deresi‘nin mecrası değiştirilmiş ve Haliç‘in doğu yakasında Baruthaneye kadar uzanan mermer rıhtımlar yapılmış ve bu yeni suni kanal etrafına bahçeler, havuzlar, küçük köprüler arasında kasırlar yerleştirilmiştir. Aynı çevreye diğer devlet büyüklerinin yaptıkları köşk ve kasırların batıya Bahariye sırtlarına kadar çıktığını A. Refik belirtiyor. Alibeyköyü yakınında başka bir kasr-ı hümayun, Hüsrevabad vardı. Haliç‘in iki yakasında da Saray mensuplarına ve diğer devlet erkanına ait başka köşkler inşa edilmişti.
Yüzyılın diğer iki karakteristik gelişmesinin de şehir tarihi ve fizyonomisi açısından önemi büyüktür. Bunların birisi Lale devrinden itibaren Türk bahçesine, belgelerden edinilen izlenime göre, Fransız saray bahçelerinden esinlenen bir mimari düzen fikrinin girmesidir. Şüphesiz İslam uygarlığında, bölgenin iklim koşullarının da etkisi altında, suyun hakim rol oynadığı büyük bahçe fikri batıdan önce vardı. Osmanlı devrinin ilk zamanlarından itibaren İstanbul çevresine yayılan büyük has bahçelerin varlığı bir gerçekti. Fakat Saadabad‘ta olduğu gibi, büyük su kanalları, bunların iki tarafını birbirine bağlayan köprüler, bunlar arasına serpiştirilmiş kasırlarla yabacı seyyahlara Fontainebleau veya Marly‘yi hatırlatan bahçe fikrinin İstanbul‘a Lale Devri‘nde girdiği anlaşılıyor. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki bu bahçelerin de en ufak bir izi kalmamıştır. Bunun sebebi bahçeleri süsleyen yapıların az ömürlü malzemeden yapılmış olmasıdır.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.