Günümüzde herkesin katile yardım ettiği gerçeği, aklımıza mıh gibi çakmamız gereken gerçektir, bence. Ürkmeyin ancak gerçek budur. Gerçeği, orasından burasından çekiştirmek, bozmak, değiştirmeye çalışmak, boşuna bir çabadır. “Ben de mi?”..

Günümüzde herkesin katile yardım ettiği gerçeği, aklımıza mıh gibi çakmamız gereken gerçektir, bence. Ürkmeyin ancak gerçek budur. Gerçeği, orasından burasından çekiştirmek, bozmak, değiştirmeye çalışmak, boşuna bir çabadır.
“Ben de mi?” diye soracak olsanız, “Sen de mi?” diye soracak olsanız, yanıt değişmez: Evet.
Popüler kültürün kollarında, sistemin ara sokaklarında soluksuz kalan bireyin, ayağı topraktan kesilen; insandan, yaşamdan uzaklaştırılan bireyin; toplumsal bir yaratık olan ancak yalıtılan, sıkıştırılan, kafese kapatılan bireyin kedi gibi kaçış yolu kalmayınca; önce kendini, sonra diğer bireyleri tırmalama hali değil mi yaşadığımız?
Günümüzde herkes hasta, ayrıma gerek yok, sen, ben, biz hepimiz hastayız.
Sosyal medya denen cangılda, televizyon programlarında pompalanan kültürle, kurulu düzenin izin verdiği ölçüde sizi, bizi sürdüğü o dar geçitte sıkışıp kalmış insan.
Yaşama sevincini yitirmiş, yitirmesi istenmiş, yaşama dönük o küçük insanlar, sessiz yığınlar kendi seslerini bulmak için kendi kendilerine eyleme geçecek değiller.
Çok mu umutsuz bir tablo çizdim? Umut olmazsa yarına ilişkin yeşerecek dal, çıkış yolunu nasıl bulacağız? Birileri buluyor kuşkusuz. Onların yaşama sevinçleri, kimi popüler alanlardan kaçarak, küçük küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarma becerileriyle doğru orantılı.
Ulusların da bireylerin de zorluklar karşısında yılmaları, zamanla kendilerini direnç yumağı içinde bulunmalarına neden olmuyor mu?
Çıkışsızlık düşüncesinin karşısında, çözümsüzlük kıskacında mutlaka bir çıkış var. Sorun belki de onu bulmakta.
Gelelim herkesin katile yardım ettiği düşüncesine, önermesine.
Bir günümüzü düşünelim. Kalktık. Aile bireylerimizle ilişkilerimizin bizi soktuğu o dar alanda yaptıklarımıza, ettiklerimize bir bakalım. Sofra kültürü yok. Anne kahvaltıyı hazırlamak göreviyle donanmış. Baba, çöpleri yeni atmış, çocuklar telefonlarıyla tuvalete girmiş iki bin beş yüz bölümlük Kore dizisinin 625. bölümünü izliyor.
Anne bir şey mırıldanıyor. Baba kızgın, sinirli. Çocukların kibirli, burun kıvıran, ekşi yüzlerinde bir bardak suda fırtına kopuyor. Ama zamanları yok. Her gün bu döngü yineleniyor.
Komşu kadının kanser olduğunun, üst komşunun kalp krizi geçirdiğinin kimse ayrımında değil.
Baba, arkadaşlarıyla birazdan sürekli toplandıkları mekâna gidecek. Anne yine her gün izlediği kuaför, yemek, magazin programlarının düzinesi bulunan televizyon kanalları arasında dolaşıp duracak. Sorunlar, yemeğin yağı, yüze yapılan makyajın koyuluğunu atlamayacak bir sanallık, yanılsama dünyası.
Akşama beyefendi gelecek haber saati onun nasılsa. Haber jeneriği biter bitmez kumanda kadının eline geçecek, dizi dizi, aldatma, kumpas, namussuzluk boy verecek.
Aynı ev, aynı oda belki. Aynı dünya ancak ortak bir kaç söz edilmeyecek. Toplam konuşma 5-10 dakika ya var, ya yok. Devlet zorlasa, birileri silah çekse başaramayacağı yalancı bir dünya.
Bu döngü her gün yinelecek. Korkunç bir çark bireyleri öğütecek. Testideki su gibi zaman akıp gidecek ömür bitecek.
Başaranlar var mı? Kuşkusuz var. Yaşama sevincini, alışılagelmiş yaşam biçimini terk eden, yaşama sanatını benimseyen, yurdun, dünyanın sorunlarını dert eden, umutçul bir dünya önünüzde, önümüzde.
Yaşamın tadı-tuzu sorunların karşısında yenik düşmek yerine onlarla savaşmak, toplum sorunları üzerine kafa yormak, çözüm önerileri nedense küçük bir azınlığa bırakılmış durumda.
İşte böyle sıkışmış, komşusunu adını bile bilmeyen, komşusuyla tek çay içmeyen, çöken Batı’nın çürümüş ne denli çöpü varsa benimsemek kolaycılığından uzaklaşmak…
Durup düşüne taşına, yaşamın bize sunduğu armağan ömrümüzü anlamlandırmak çok mu zor?
Ümraniye’de oturduğu kafenin önünde öldürülen Aşık Dermani’yi siz öldürmüş olabilir misiniz? Hem de yanlış hedef olduğunu suç örgütü üyeleri pişkin pişkin anlatırlarken yüreğimiz depremiyorsa katile yardım ettiğimizin ayrımına varmanız çok zor. Tetiği başkaları çeksin, mermiyi hazneye başkaları sürsün, sanık sandalyesinde başkalarının otursun, savcı başkasını suçlasın, yargıç tanımadığımız birine cezayı yapıştırsın bu yetiyor. Bataklıktan üreyen sinekler toplumu ısırıyor.
Umut var. Katile yardım edenler de var.
Bu coğrafyaya umutsuzluk yakışmıyor.
Nevzat Yılmaz
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.