Bir devlet tipi, ötekine niçin ve nasıl bırakır yerini? Sosyal düzendeki bir değişmenin, egemen bir sınıfın yerini bir başkasının almasının nedeni nedir? Fransız Devrimi gibi, tarihte çığır açmış pek önemli..

Bir devlet tipi, ötekine niçin ve nasıl bırakır yerini? Sosyal düzendeki bir değişmenin, egemen bir sınıfın yerini bir başkasının almasının nedeni nedir? Fransız Devrimi gibi, tarihte çığır açmış pek önemli bir olayın ayrıntılarına girmeden önce, bu sorulara yanıt vermek yararlı olacak; en azından, konunun rahatça izlenmesini sağlayacak böylesi bir açıklama.
“Devrim”den sözedeceğiz kısacası.
Başka dillerde olduğu gibi, dilimizde de, devrim çoğu şey için kullanılır: Teknikte, sinemada, müzikte… devrimden sözedilir. Bununla anlaşılan, bu alanlara köklü değişiklik getiren bir olaydır. Şimdi üzerinde duracağımız devrim ise, toplumların tarihsel yürüyüşünde ortaya çıkan ve toplum düzeninin bütününe yönelik, o düzenin özüyle ilgili bir olaydır. Bu anlamda, devrim, bir toplumun siyasal, iktisadî ve ideolojik yaşamında köklü bir değişmedir. Devrimin sonucundadır ki, yönetici sınıflar, devlet tipleri, başkalarına bırakırlar yerlerini; eski üretim ilişkileri yenileriyle yer değiştirirler; düşünceler ve kurumlar köklü biçimde dönüşüme uğrarlar.
Devrim, rastlantıya bağlı umulmadık bir olay değil, tersine doğal, tarihin kanunlarına uygun bir olaydır; bir toplumun yaşamında, iç çelişmelerinin yönlendirdiği belli bir aşamada, maddî koşulların gelişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ekonomi Politiğin Eleştirisi adlı kitabının önsözünde, devrimin nedenlerine işaret ederken, bir yerde şöyle der Marx: Toplumun belli bir gelişme aşamasında, üretici güçler, o zamana değin geliştikleri çerçeve içinde üretim ilişkileriyle çelişme içine girerler. Bu çağını yitirmiş üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmelerine bir süre yardımcı olduktan sonra, bir engel olup çıkmıştır karşılarına.
İşte o zaman devrim dönemi gelir.
Böylece, devrimin nesnel iktisadî nedeni, yeni üretici güçlerle eski üretim ilişkileri arasındaki uyuşmazlıktır. Üretim ilişkileri ise, üretici güçlerin düzeyine oranla uzun süre geride kalamazlar; onlarla uyum sağlamak zorundadırlar ergeç.
İşte bu uyumu sağlar devrim.
Üretimde uyuşmazlık, sınıf çıkarlarındaki uyuşmazlıkta dile gelir: Köhnemiş üretim ilişkilerini temsil eden gerici bir sınıfın karşısına, yeni üretim ilişkilerini temsil eden ilerici bir sınıf çıkar. İlerici sınıfla gerici sınıf arasındaki acımasız mücadele de bundan doğar; bu mücadelenin en yüksek ve son belirtisi de devrimdir.
Gerici bir sınıf, tutunduğu yeri isteyerek terketmez hiçbir zaman. Köhnemiş üretim ilişkilerini sürdürmek amacıyla, devlet iktidarının kendine sağladığı bütün gücü kullanmak ister. Öyle olduğu içindir ki, ilerici sınıf, eskimiş üretim ilişkilerine son vermek ve onların yerine yenisini koymak için, siyasal iktidarı ele geçirmek zorundadır. Böylece, yeni üretim ilişkilerinin zaferi, devrimci sınıfın iktidara gelmesine bağlıdır bir yerde. İşte, devlet iktidarı sorununun, her devrimin temel sorunu olmasının nedeni bu. Hatırlatmaya gerek yok: Bu iktidara geliş, devrim sürecinin bir aşamasında, “birdenbire” ve “zor kullanarak” oluyor.
Şunu da ekleyelim: Her siyasal değişiklik bir devrim değil. Günü geçmiş bir rejimi ve sosyal ilişkileri geri getirmeyi hedef tutan altüst oluşlar, bir “karşı-devrim”dir; beraberlerinde bir ilerleme getirmezler, bir durgunluk, bir geriye dönüş yaratır, toplumda milyonlarca insanın özveri ve acılarını boş yere artırırlar. Devrimlerin pek büyük önemi var toplumların yaşamında.
Niçin?
Çünkü, bir toplumda, gerici bir rejimi ortadan kaldırma ve yerine bir yenisini, ilerici bir rejimi geçirme, ancak devrimci dönüşümler yoluyla oluyor; bunun gibi, toplumdaki gelişmenin önceki dönemlerinde olgunlaşmış iktisadi ve sınıfsal çelişmeler yalnız devrimlerde çözüme ulaşıyorlar; son olarak, iktisadî, siyasal ve kültürel gelişmenin önüne dikilmiş eski üretim ilişkilerinin ve onların sahiplerinin, yani gerici sınıfların temsil ettiği engeller, devrimlerin yardımıyla süpürülüp atılıyor. Devrim dönemlerinde halk kitlelerinin yaratıcı gücü uyanıyor; milyonlarca emekçi sosyal yaşama etkin biçimde katılıyor ve, sonuçta, toplumdaki gelişmenin süreci alabildiğine hızlanıyor. Öyle olduğu içindir ki, Marx, “tarihin lokomotifi” olarak sözediyordu devrimden.
Şu noktalar da önemli bu konuda: Devrim, ısmarlama yoluyla ya da keyfe bağlı olarak gerçekleşen bir olay değil. Devrimin olabilmesi için belli tarihsel koşulların, nesnel ve öznel öncüllerin bulunması şart. Devrim için gerekli nesnel koşulların bütününe “devrimci durum” deniyor. Lenin, devrimci durumun işaretlerini şöyle sıralar:
1.Yönetici sınıflar için, eskisi gibi yaşamak ve yönetmek olanağı kalmamalıdır: “Tepedeki bunalım”dır bu; artık eskisi gibi yaşamak istemeyen ezilmiş sınıflar da başkaldırmalıdır: “Tabandaki bunalım”dır bu da. Lenin öyle der: “Ezilenleri ve ezenleri etkileyen ulusal bir bunalım olmadan devrim olanaksızdır”.
2.Ezilen sınıfların sefaleti ayyûka çıkmalıdır.
3.Halk kitlelerinin etkinliği önemli ölçüde yükselmelidir. Normal zamanlarda kitleler -görece de olsa- barışçıdırlar; oysa bunalım dönemlerinde, koşullar, bağımsız bir devrimci eyleme iter onları.
Bununla beraber, şu ya da bu devrimci durum, mutlaka devrime götürmez. Böylece Rusya‘da, 1859 – 1860‘ta devrimci durum vardı, ama devrim olmadı; başka örnekler de verilebilir tarihten. Devrimci durum, nesnel etkendeki olgunluk, zafere gidecek bir devrim olasılığını yaratır sadece; ancak bu olasılığın gerçeğe dönüşmesi için öznel etkenin de olgunlaşmış olması gerekir. Yani? Yani, devrimci sınıf, yönetimi yıkacak güçte devrimci kitle eylemlerine girişebilecek yetenekte olmalıdır; bu eylem olmazsa, yönetim de yıkılmaz. Devrimci sınıfın bilincinin yanı sıra, örgütlülüğü ve güvenilir bağlaşıklara sahip oluşu, hepsi gelip giriyor işin içine bu noktada.
Devrimler çeşitli; birbirlerinden de, nitelikleri ve itici güçleriyle ayrılıyorlar. Bir devrimin “niteliği”, iktidara gelen sınıfa ve sonuçta gerçekleştirdiği üretim ilişkilerine bağlı. Böylece, örneğin feodal sınıfların yerine burjuvazinin geçtiği ve feodal üretim ilişkilerinin yerini kapitalist üretim ilişkilerine bıraktığı devrim, burjuva nitelikte bir devrimdir. Devrimin “itici güçler”i ise, devrimi yapan ve yeni üretim ilişkilerinin zaferi için gerici sınıflara karşı mücadeleyi yürüten sosyal sınıflardır. Bu sınıflardan biri rehberdir: Devrime katılan bütün öteki sınıfları ve sosyal gurupları arkasından çeker götürür.
Bir devrimde itici güçler hangileridir, yönlendirici sınıf hangisidir: Devrimin niteliğine ve içinde doğduğu tarihsel koşullara bağlıdır bu. Böylece, Batı’da, kapitalizmin yükseliş çağında, yani XVII. yüzyıldan XIX. yüzyılın ortalarına değin ortaya çıkan devrimlerde, itici güçler köylülerdi, kentlerde aşağı halk tabakaları ve küçük burjuvalardı; rehber ise burjuvaziydi ve feodalizme hasım bütün öteki güçleri arkasından çekiyordu. İşte 1789 Fransız Devrimi böyledir. Şu içinde yaşadığımız “kapitalizmden sosyalizme geçiş” çağında, devrimlerin niteliği ile itici güçleri ister istemez başka; hele “sosyalist devrim”, geçmişteki bütün öteki devrimlerden kökten farklı.
Nerede bu farklılık?
Konumuz bu değil; devrim olayını tanıtmaktı amacımız, onunla yetinmiş olalım.
Server Tanilli