Eski Kadırga’da yaşam

Ben aslında Trabzon/ Maçka’lı bir ailenin 9 çocuğundan yaşayan 5  çocuktan en büyük ve tek erkek çocuğuyum. 1953 yılında İstanbul’da Kadırga’da Özbekler Sokağında börekçi Ali Amcanın  ahşaptan evinde doğdum. Doğduğum evin..

Eski Kadırga’da yaşam
Yayınlanma: Güncelleme: 82 okuma

Ben aslında Trabzon/ Maçka’lı bir ailenin 9 çocuğundan yaşayan 5  çocuktan en büyük ve tek erkek çocuğuyum. 1953 yılında İstanbul’da Kadırga’da Özbekler Sokağında börekçi Ali Amcanın  ahşaptan evinde doğdum.

Doğduğum evin solunda yine babamın kuzeni olan   Kapalıçarşı da esnaflık yapan Fehmi Aydın ve kalabalık ailesi ile meslektaşım  ve büyüğüm Avukat Ali Aydın ve kardeşleri  oturmaktaydı. Onların evi de o çevredeki bir çok ev gibi zamanın ruhunu yansıtıyordu ve ahşaptandı.

Bayramlarda ve özellikle özel günlerde en çok gittiğimiz ev olması sebebiyle ve Fehmi amcanın eşinin adı da annemin adı gibi Fatma olması nedeniyle ben de ayrı bir yeri var. Babam Beyazıt’da Bakırcılar Çarşısında önce Bakırcı esnafı sonra da antikacı  annem ise ev hanımı idi.  Tek ve en büyük erkek çocuktum, benden küçük 4 kız kardeşim daha vardı.

Anladığınız gibi biz de kalabalık ama mutlu ve huzurlu bir aileydik. Doğduğum evden sonra Gedikpaşa’da Cephaneci Sokakta bir süre kirada oturduğumuzu iyi hatırlıyorum , sağımız ve solumuzdaki evlerde Ermeni ve Rum komşularımız vardı.

Çok iyi hatırlıyorum merdivenden çıkınca büyük bir sofa vardı oradan odalara kapılar açılırdı. Bütün odalar bize ait değildi, her odada başka kiracılar vardı. Bize ait Odada ısınmak İçin mangal vardı  ve gaz ocağında yemek yapılırdı.

Bir gün kurban bayramıydı  ve ben bayram namazına giden babamın peşinden ağlayarak sızıp uyuyunca uyandığımda yanı başımda çok şık kemeriyle birlikte çatapatlı kovboy tabancası bulmanın sevincini yaşadığımı hiç mi hiç unutamıyorum.

İstanbul’un semtlerinde ve gerek Kapalıçarşı’da gerekse Kadırga da seyyar yorgancılık yapan ve bizimle aynı evi paylaşan dayım Dursun Ali Nezir ve diğer akrabalarımızın bayramlarda evleri gibi görerek evimize ziyarete geldiklerini bana sürekli balon aldıklarını özellikle karton ayaklı tavşan balonlar getirdiklerini ve beni omuzlarında çevrede ve sahil yolunda gezdirip dolaştırdıklarını asla unutmam mümkün değil.

Daha sonra da babamın satın aldığı Şeyhsuvar Çıkmazında 3 katlı kendi evimizde yapılan tamiratı takiben sonradan Bursaspor ve Beşiktaş da abisi Arap Saim gibi top oynamış Arap Cemil’lerin ailesinin yani Anne ve babaları , Saadet, Yavuz, Beşiktaş’lı Saim kardeşlerin evinin bitişiğinde yıllarca birlikte oturduk, onlarla ve diğer mahalle sakinleriyle komşuluk yaptık, çıkmaz Sokak olmanın da etkisiyle bütün mahallenin çocukları birlikte oynardık, ailelerimiz camlardan balkonlardan kapı önlerinden bizleri seyrederlerdi , bir sokak bir aile gibi içiçe yaşadık, sokakta oynarken karnımız acıktığında en yakın evin kapısını çalarak ne varsa ne verirlerse karnımızı doyururduk.

Daha sonra babamız Murat Aydın, annemiz Fatma Aydın ve kız kardeşlerim Hamiyet, Leyla, Mineş ve Nurdan ile birlikte 1968 yılından sonra da rahmetli babamın taksitle satın aldığı Kadırga ekmek fırınının üst sokağındaki Emin Sinan Mah.de Deniz Palas B Blok da 1. Kattaki geniş bir dairede ben 1980 Nisan ayında evlenip ayrı eve çıkmama rağmen sürekli bir arada olduğum baba ocağı olarak annem ve babamın buradan Erenköy’e taşındığı 1986 yılına kadar oturduk. Burada hep birlikte geçen yaşamımız unutulmaz güzellikte  hatıralarla dolu ve halen hafızalarımızda canlılığını koruyor .

Hastalandığımızda Dr. Faruk Akgülle, Dr. Vahriç Özsungur, çocuk doktoru Dr.Varujan Melikyan ‘a giderdik. Dr. Vahriç’in hemşiresi de olan İğnecilik de yapan hemşire Azat hanım birçok ailenin de dostluğunu kazanmış semtimizin tanınan ve bilinen  güvenilen, sevilen yüzlerindendi.

Bayramları geçirdiğimiz ve Bayram yeri olarak da kullanılan Cinci meydanında  top sahasında top oynardık buradaki kapalı spor salonunda çocukluğumuz ve gençliğimizin önemli günleri geçti.

Küçükken boynumuza astığımız iki tarafına ip bağlı  ekmek sepeti içinde 10 tanesini 25 kuruşa alıp 5 tanesini 25 kuruşa satarak çoğalttığım “ nane limon okaliptüs “ diye  bağırarak sattığım şekerleme sermayem ile  amca oğlum Erol Aydın ve komşumuz Filiz’ in abisi Cevat ile birlikte dolaşarak yaptığım basit ama çok keyifli ticareti ve çocukluğumun o güzel günlerini unutmak ne mümkün.

Bunun verdiği keyifle sonradan işi büyüterek Beyazıt Meydanında yapılan siyasi mitinglerde bütün amca oğulları ile birlikte toplanarak içi buz dolu çinko kovalar içine doldurarak kasa kasa satın alıp akşama kadar sattığımız ve imalat yeri

Gedikpaşa’da olan o tadını lezzetini unutamadığım Olimpos Gazozunu ve çocukluğumuzun en büyük keyfi olan okuması da çok mutlu eden Tommiks Teksas ve benzeri tüm resimli romanları Nil Sineması , Azak Sineması, Marmara Sineması, Çemberlitaş Şafak ve İpek Sinemaları,

Şehzadebaşı’ndaki tüm sinemaları tek tek gezerek hem sinemalarda akşama kadar film seyretmeyi, yer olmadığında oturduğumuz koltuğu ayakta olanlara  yerimi satarak ayakta bekleyip boşalan koltukları gözleyerek tekrar para karşılığında vermeyi hem de resimli roman  alımları ve okutması ile satımını yaparak aileye katkı yaptığımızı zannederek kendimizi hayata hazırladığımızı nasıl unuturuz.

Niyetçi Abdi amcadan çektiğimiz niyetleri ve ondan cesaret alarak evdeki oyuncaklar ve kitapları hediye olarak niyete koyarak hazırladığım niyet çekilişinden kazandığımı zannettiğim ve o gün benim için büyük gözüken paraların verdiği keyfi hiç unutamıyorum.

Sahilde deniz kenarında  kayalar arasında yüze yüze ve bir gün derine itilmek suretiyle derinlerde yüzmeyi öğrenmenin ve başarmanın keyfini hiç bir şey vermedi desem yeridir. Sabahtan akşama kadar bütün gün Sahilde denize girip kendi ellerimizle dalıp çıkarak midye çıkartıp teneke üzerinde kızartıp oracıkta yemek de ayrı bir zevk ve güzellikti.

Paramız olursa 25 kuruşa  50 kuruşa aldığımız portakal gibi soyulan ve elimize tutuşturulan bal gibi kavun ve özellikle küçük karpuzların tadını ancak bunları yiyenler bilir. Akşam üzeri Olunca da bir metrelik misina ile denize girdiğimiz yerdeki kayaların hemen dibinde yüzen istavrit ve izmarit Balıklarını tutar evimize götürür mahalleye de dağıtır bir güzel yerdik.

O dönemde sahilin her yerinde direkler arasında iplere asılı bolca çıkan uskumru balığından çiroz yapılırdı. Balık tezgahlarında mevsimine göre bolca lüfer ve palamut ve uskumru vd balıklardan vardı ama kalabalık aile olduğumuzdan Kumkapı’daki balıkçı tezgahlarından her hafta sonu ya kofana ya da  Torik alır evimizde ailece afiyetle yerdik.

Bazen de birkaç arkadaş bir araya gelir Sandal kiralar denize açılır kumluk ve derinden mezgit tutar balık tutmanın keyfine varır dönüşte tuttuklarımızın çoğunu mahallenin bütün kedilerine dağıtır o günü onlara bayram ilan ederdik.

 

Arada sırada Kumkapı Mendireğinin dibine gider oradaki mendireği oluşturan kayalardan yemlik solucan toplar onlarla ispari ve karagöz yakalamaya çalışırdık. Bu balıkların oltaya takılı solucanı yemek için geldiklerini tık tık tık diye vurduklarını oltayı tuttuğumuz parmak uçlarımızda hisseder zevk alırdık.

Tehlikeli olmasına rağmen Kumkapı da kanalizasyonun denize verildiği yerde gümüş balıkları bolca bulunur deniz yüzeyinde ya da kenardaki beton çıkıntıya zıplayarak bizleri cezbederdiler. Ben ve arkadaşlarım da ilkel kepçelerle duvardaki  deniz hizasında mevcut betondan ama yosun tutmuş yaklaşık 40 cm lik çıkıntı üzerinde yürüyerek buraya kadar gelir ve zıplayan gümüş balıklarını yakalayarak keyiflenir sonra da onları oltamız İçin yem yapardık. Arada sırada da oradaki yosunlar arasından yemlik solucan toplardık. Tabi bütün bunlar benim ve semtimizin çocukları İçin birer oyundan ibaretti ama gerçekler de buydu.

O zamanlar sahilden çok araba geçmezdi ama at arabaları fazlaca vardı. Orta okul ve özellikle  Lise sıralarında can arkadaşlarım gece hariç günü paylaştığım Fuat Tiryaki ve Alican Yılmaz ile otostop yaparak at arabalarıyla Eminönü’ne ya da Yenikapıya kadar seyahat ederdik.

Bazen de Eminönü’nden yok olan paramızla aldığımız balık ekmeği at arabası üzerinde bacaklarımızı sallayarak yer ve birlikte yemekli seyahat etmenin keyfine varırdık. Bu seyehatlerimiz o kadar sık olurdu ki haftada 3-4 kere at arabalarına binerdik.

Çoğu zaman da Gülhane Parkının sahil kısmında  Sarayburnu’nda Atatürk Heykelinin orada  at arabasından iner karşıya geçer ve Yürüye yürüye Gülhane Parkını kat ederek kız tavlamanın hayaliyle Gülhane Parkını geçer Sultanahmet’te tur atarak  Kadırga’ya iner evlerimize  revan olurduk. Bu arada ilk kız arkadaşım Jale’yi de böyle bir yürüyüşte Sarayburnundan başlayıp Sahilden Fenere kadar devam eden bir yürüyüşte ve inatçı takip sonrasında dil dökerek edindiğimi de söylemeden geçemeyeceğim . Ne büyük bir heyecan ve ne güzel günlerdi onlar.

Kışın Lodos Çıkar ve deniz karaya vururdu sahil yolu dalgalarla ıslanırdı. Bazen Ahırkapı açıklarında gemiler karaya vurur ve aylarca oradan sökülüp alınana kadar orada kalırlardı. Biz de semtin çocukları olarak yakmak İçin denizin lodosla getirdiği tahta parçalarını ve ilginç bulduğumuz taş ve diğer parçaları toplardık.

Bildiğiniz gibi Lodosta kaşıkçıl tabir edilen insanlar sahili tararlar ve denizin getirdiği orjinal nesneleri toplarlardı. Tevatür doğruysa Kaşıkçı Elmasının varlığı ve hikayesi de buna dayandırılmaktadır.

Semtimizin seyyar esnafları olarak bilinenleri ise, Muttalibin kahvesi önünde tepsilerle  kapış kapış giden çok lezzetli böreklerini satan evinde doğduğum Ali amca, nefis tadıyla şıracı İbrahim amcanın şırası, sıcacık satılan aşureci tombul amcanın aşuresi ile  bembeyaz  ve tertemiz arabası  içindeki vefa dondurmacısından  yediğimiz limonlu vişneli ve kaymaklı dondurmayı unutmak ne mümkün.

Hele hele Cinci meydanında Kadırga Sporun ve Kadırga’nın meşhurları eski futbolcuları Çengel Hüseyin, Şekerspor’lu Muharrem, Nişancalı Arap Nedim , Galatasaraylı Büyük Mehmet , Savaş vd’lerinin maçlarını seyrederken Çemberlitaş Turşucusunun  Cinci’deki deposundan 25 kuruşa aldığımız yarım lahana ya da birkaç adet salatalık turşularını ve parmaksız lakaplı Antepli’den birkaç saat içinde tükenen yedin yedin yemedin midemi guruldatan , pişmanlık yaratan , tüh be dedirten mis gibi sıcacık  içine domates  doğranmış mevsimine göre maydanozlu, turplu lahmacunları  alır ve afiyetle yerdik.

Sırtında sırıkların ucunda taşıdığı yoğurt tavaları ile mahallede dolaşıp kaymaklı yoğurt satan , parmaklarımızla kaymaklarını yemekten büyük zevk aldığımız yoğurtçuları, meşin yeleğiyle kapı kapı dolaşıp zeytinyağı satan  elindeki küçücük veresiye defterine sabit kalemle yazarak veresiye hesabı tutan sokak satıcılarını, evlerimizde musluk ve su olmadığından evlere su taşıyan sakaların varlığını, sonra da damacanalardaki Taşdelen suyunu getirip kapılarımıza servis etmelerini bakkal Mesut’tan 5 litrelik Uzun Taşdelen şişesi içinde satın aldığımızı suları unutabilmek mümkünmüdür?

Kışın soğuk günlerinde biz sıcacık sobalı evlerimizde otururken geceleri gelen ve sesleri ile varlıklarıyla içimizi ısıtan yüzümüzü güldüren “ vefanın booza “ diye bağıran bozacıyı, renk renk macunları maniler eşliğinde sopalara sararak yüzlerimizi güldüren ağızlarımızı tatlandıran macuncuları hafızalarımızdan silebilmek , aldığımız tadı ve keyfi unutabilmek mümkün mü ?

Şimdilerde yerinde Kadırga Meslek Lisesi yapılan eski Kadırga Bostanı ve önünde içinde yaşadığı kulübesi olan Deli Halil lakaplı semtimizin bilinen yüzü güler yüzlü ama kızdığında bizleri kovalayan elindeki ekmek ve soğanıyla da bildiğimiz gördüğümüz hafızalarımıza kazıdığımız gece rüyalarımıza giren renkli kişiliği ve Bostanda  orada yetişen taptaze ürünlerle ailece yaptığımız  peynirli yumurtalı piknikler unutulamaz.

Paramız olduğunda Kadırga Parkının karşısında dükkanı olan Sami Bakkal’dan ekmek arası yediğimiz acılı parmak sucukların tadı unutulurmu. Hemen sokağın başındaki bisikletçi Tahsin’den kiraladığımız bisikletle gezmenin keyfini ve o güzel günleri çocukluğumu ve semtimi , komşularımı, arkadaşlarımı, dostlarımı asla unutamam.

Yazları yazlık sinemalar Kadırga ışık Sineması, Kumkapı’daki İncirdibi Sineması, sahil tarafında Çınaraltı Sinemasına giderdik. Geceleri bütün mahalle çocukları ve gençleri ile sokaklarda  olmak ayrı bir keyifti. Köfteci Ismail’den ekmek arası bol soğanlı köfte yemenin güzelliği ve halen ağzımda tadını hissetmek müthiş bir duygu. Kapalı  sinema olan Nişanca Nil sinemasında ne güzel günlerimiz geçti. Burada Tommiks Teksas Kinova, Redkit, vd resimli kitapları satardım. Bitişiğindeki pastaneden paramız olduğunda ekler pasta ya da süpangle yemenin güzelliğini de unutamıyorum. Kadırga meydanından kalkan 88 Numaralı Kadırga-Karaköy otobüsüne binmek ayrıcalığı yanında binen yaşlılara yer vermek güzelliğini ve keyfini de yaşadık.

Kadırga ilkokulu, Gedikpaşa Ortaokulu, Pertevniyal Lisesinde , İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudum.  Kadırga’dan abimiz Av.Naci Özcan’ın yanında avukatlık stajımı yaptım.

Kadırga Taksi Durağındaki abilerimiz , ailelerimizin bir Ferdi gibiydiler. Babamız olmadan gidilecek herhangi bir yer ya da Eyüp Sultan ziyaretimi yapılacak onlarla yapılır ailenin bir ferdi gibi bizlere sahip çıkarlardı. Hepsine Allah razı olsun, rahmet etsin. Her 30 Ağustos’ta ve Cumhuriyet Bayramında babam dükkanını açmazdı, onların arabalarıyla gezer ailece İstanbul turu yapardık. Sarıyer’den

Florya’ya kadar bütün gün gezer sabah öğlen ve akşam yemeklerimizi dışarıda birlikte yerdik. O zamanlar İstabul’da çeşitli yerlerde Zafer Takları kurulurdu. Turumuz ya Kumkapı Sahilde ya da Gülhane Parkında kukla tiyatrosunun olduğu yerde Semaver’le içilen çayla ve gazozla eğlenerek mutlu sona ererdi.

Mekanları Cennet olsun. Kadırga’lı olmak İnanın bir ayrıcalık.

Av. Muammer Aydın

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.