‘Bit Palas’ İntihal Davasında Yargıtay Kararı Tartışma Yarattı: Hukuksal Süreç Devam Ediyor
Mine Kırıkkanat ile Elif Şafak arasında, “Sinek Sarayı” ve “Bit Palas” romanları üzerinden yıllardır devam eden intihal davasında Yargıtay’ın bozma kararı yeni bir tartışma başlattı. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin Elif Şafak aleyhine verdiği kararı, davanın 19 yıl sonra açılması ve “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” iddiasının yeterince değerlendirilmemesi gerekçesiyle bozdu. Doğan Kitap kararı bir zafer olarak değerlendirirken, telif hakları uzmanı Avukat Burcu Mutlugil ve davanın bilirkişi heyetinde yer alan Ahmet Yıldız, kararın intihal iddiasını esastan ortadan kaldırmadığına dikkat çekti.
Türkiye edebiyat ve yayıncılık dünyasında uzun süredir gündemde olan Mine Kırıkkanat-Elif Şafak davası, Yargıtay’ın kararıyla yeni bir hukuki aşamaya taşındı. Sosyal medyada kararın “Yargıtay intihal olmadığını kabul etti” şeklinde yorumlanması tartışmaları büyütürken, kararın gerekçesi ve tarafların açıklamaları farklı değerlendirmeleri beraberinde getirdi.
Tartışmanın merkezinde yalnızca iki roman arasındaki benzerlik iddiaları değil, telif hakkı ihlali iddiasının ne zaman ileri sürüldüğü ve uzun süre sessiz kalınmasının hukuki sonuçları da bulunuyor.
Yargıtay’ın bozma kararı tartışmanın seyrini değiştirdi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin Elif Şafak aleyhine verdiği intihal kararını bozarak dosyayı yeniden değerlendirilmek üzere geri gönderdi. Kararın gerekçesinde, Mine Kırıkkanat’ın “Sinek Sarayı” romanının yayımlanması ile dava açılması arasında geçen 19 yıllık sürenin hukuki açıdan incelenmesi gerektiğine işaret edildi.
Özellikle “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ve dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken iddia ve savunmaların yeterince araştırılmadan hüküm kurulması, bozma gerekçeleri arasında öne çıktı.
Kararın ardından sosyal medyada ve edebiyat çevrelerinde farklı yorumlar yapıldı. Ancak Yargıtay’ın bozma kararı, intihal bulunmadığına ilişkin esastan verilmiş kesin bir hüküm olarak değerlendirilemiyor. Dosyanın yeniden ele alınması ve hukuki tartışmanın ilgili başlıklar üzerinden sürmesi gerekiyor.
Doğan Kitap’tan karar sonrası ‘zafer’ açıklaması
Yargıtay kararının ardından Doğan Kitap, yazarı Elif Şafak lehine önemli bir sonuç elde edildiğini belirten kurumsal bir açıklama yayımladı.
Yayınevi, Mine Kırıkkanat’ın “Sinek Sarayı” romanının yayımlanmasından 19 yıl sonra dava açmasını iyi niyet ilkesiyle bağdaşmayan bir durum olarak değerlendirdi. Açıklamada, davanın kişisel bir çatışmaya dayandığı yönündeki görüş de dile getirildi.
İlk derece mahkemesinin kararını hukuka aykırı olarak nitelendiren Doğan Kitap, “Davacı kitabında ‘yüzde beş oranında intihal bulunduğu’ tespitini içeren, edebi yaşamın ve fikri hakların doğasına aykırı kararlar bozulmuş oldu” ifadelerini kullandı.
Yayınevi açıklamasında, edebî eserlerde esinlenme, ortak temalar ve gündelik yaşamın doğal unsurlarının değerlendirilme biçiminin yalnızca iki yazar arasındaki bir uyuşmazlık olmadığını, bütün edebiyat ve yayıncılık dünyasını ilgilendirdiğini vurguladı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Mesele yalnızca bir yazarın ya da bir yayınevinin hukuk mücadelesinden ibaret değildir. Edebî eserlerin değerlendirilmesinde kelimelerin, ortak temaların ve gündelik hayatın doğal unsurlarının nasıl ele alınacağı, bütün bir edebiyat ve yayıncılık dünyasını ilgilendirir. Yine altını çizdiğimiz gibi ne yaratıcılığın sınırları ne de bir yazarın ve yayınevinin saygınlığı kişisel ihtiraslara ve makuliyet sınırlarını zorlayan husumet döngülerine bağlanabilir.”
Avukat Burcu Mutlugil: ‘Yargıtay intihal yoktur dedi’ demek doğru değil
Doğan Kitap’ın açıklamasına karşılık, telif hakları uzmanı Avukat Burcu Mutlugil, Yargıtay kararının hukuki anlamının doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Mutlugil’e göre, ilk derece mahkemesinin intihal bulunduğunu kabul eden kararının bozulması ile intihal bulunmadığının esastan tespit edilmesi birbirinden farklı hukuki sonuçlar taşıyor.
Mutlugil, Aydınlık’a yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Yargıtay intihal yoktur dedi demek doğru olmaz. İntihal bulunduğunu kabul eden önceki hükmün bozulması ile intihal bulunmadığının esastan tespit edilmesi farklı şeylerdir. Yargıtaya göre, romanın yayımlanmasıyla davanın açılması arasında geçen 19 yıllık sürenin ‘sessiz kalma yoluyla hak kaybı’ bakımından değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu yöndeki iddia ve savunmalar yeterince araştırılmadan karar verilmesini bozma nedeni sayıyor.”
Mutlugil, uyuşmazlığın yalnızca iki tarih arasındaki sürenin hesaplanmasından ibaret olmadığını da vurguladı. İhlal iddiasında bulunan kişinin söz konusu durumu ne zaman öğrendiği, uzun süre sessiz kalmasının karşı tarafta korunmaya değer bir güven oluşturup oluşturmadığı ve hakkın sonradan ileri sürülmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşıp bağdaşmadığı gibi unsurların birlikte incelenmesi gerektiğini belirtti.
‘19 yıl sonra açılan her dava reddedilir’ sonucu çıkarılamaz
Avukat Burcu Mutlugil, kararın bütün telif davaları açısından otomatik bir süre sınırı oluşturduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğine dikkat çekti.
Mutlugil, “19 yıl sonra açılan her dava reddedilir” biçiminde genel bir sonuca ulaşılamayacağını belirterek, Kırıkkanat’ın ihlal iddiasından 2021 yılında haberdar olduğu yönündeki açıklamasının da yeniden araştırılması gereken konular arasında bulunduğunu ifade etti.
Bu değerlendirme, davanın bundan sonraki aşamasında ihlal iddiasının öğrenilme zamanı, tarafların davranışları ve uzun süreli sessizliğin somut olay üzerindeki etkisinin önem taşıyacağını gösteriyor.
Edebi intihal yalnızca aynı cümleleri arayarak değerlendirilemez
Mutlugil, iki roman arasındaki benzerliklerin incelenmesinde yalnızca aynı kelimelerin veya cümlelerin kullanılıp kullanılmadığına bakılmasının yeterli olmayacağını da belirtti.
İki eserde İstanbul’un, eski bir apartmanın, sıra dışı karakterlerin veya gündelik yaşamdan nesnelerin yer almasının tek başına intihal anlamına gelmeyeceğini söyleyen Mutlugil, edebî benzerliklerin daha kapsamlı bir incelemeyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Mutlugil’e göre olayların özgün kuruluşu, karakterler arasındaki ilişkiler, sahnelerin düzenlenişi ve anlatının ayırt edici bileşenleri de karşılaştırmanın parçası olmalı. Bu nedenle romanlar arasındaki benzerlik iddialarının yalnızca cümle düzeyinde ele alınması yeterli değil.
Ahmet Yıldız’dan Yargıtay kararına itiraz: ‘19 yıl geçince telif alınmıyor mu?’
Yargıtay kararına yönelik en sert eleştirilerden biri, davanın bilirkişi heyetinde yer alan ve Gerçek Edebiyat Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüten Ahmet Yıldız’dan geldi.
Yıldız, davanın 19 yıl sonra açılmış olmasının intihal iddiasının maddi yönünü ortadan kaldırmayacağını savundu. Yargıtay’ın “iyi niyet” yaklaşımını eleştiren Yıldız, kişinin bir eserdeki benzerliği daha sonra fark etmesinin mümkün olduğunu belirtti.
Yıldız, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Bir kişinin kötü niyetli olması böyle durumlarda alelacele dava açmasıyla anlaşılabilir. Kişinin anca farkına varıp 19 yıl sonra dava açması gerçekleri değiştirir mi? Hukuki kavramları ve ‘iyi niyet’le ilgili yasaları bilemem ancak düz mantıkla bile mahkemenin bir kişinin keyfine karışması ilginçten de öte.”
Bir yazarın yayımlanan her kitabı hemen okumak ve kendi eserleriyle karşılaştırmak zorunda olmadığını dile getiren Yıldız, gecikme gerekçesine şu sözlerle karşı çıktı:
“Yazar Elif Şafak’ın romanını 19 yıl sonra okuyup durumun farkına varmış ve öyle dava açmış olamaz mı? Bunun neresi suç? Her çıkan kitabı insanların mutlaka hemen okuması, benden çalmış mı diye incelemesi mi lazım? Zaman o kadar önemliyse Elif Şafak da 19 yıl önce yazdığı kitabın artık yeni baskılarını yapmasın telif almasın. Yani 19 yıl geçince telif alınmıyor mu? İntihalci yazar yazarlıktan istifa mı etmiş? Yargıtay’ın kararının doğru olmadığı düşüncesindeyim. Olayın özü, intihal gerçeği değişmemiş maddi olarak orada durmaktadır.”
Yıldız’ın bu açıklamaları, hukuki sürenin değerlendirilmesi ile eserler arasındaki benzerlik iddiasının birbirinden ayrı konular olarak ele alınması gerektiği yönündeki tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
‘Sinek Sarayı’ ve ‘Bit Palas’ romanları arasındaki benzerlik iddiaları
Davanın temelini oluşturan konulardan biri, Mine Kırıkkanat’ın “Sinek Sarayı” ile Elif Şafak’ın “Bit Palas” romanları arasında bulunduğu ileri sürülen yapısal ve anlatısal benzerlikler.
Ahmet Yıldız’ın mahkemeye sunduğu bilirkişi raporunda, iki eserin kurgusu, mekânları, sıra dışı karakterleri ve anlatım özellikleri bakımından benzerlikler bulunduğu ileri sürülüyor.
Raporda dikkat çekilen unsurlardan biri, her iki romanda da olayların İstanbul’un Cihangir ve Asmalımescit çevresinde, art nouveau tarzı eski ve çok katlı apartmanlarda geçmesi.
Karşılaştırmada karakterlerin fiziksel özellikleri ve aile ilişkileri de öne çıkıyor. “Sinek Sarayı” romanında cüce kapıcı kadın Sabbek’in oğlunun dev yapılı olduğu belirtilirken, “Bit Palas”ta kapıcı kadın Meryem dev yapılı, oğlu Muhammet ise cüce olarak kurgulanıyor.
İki romandaki diğer benzerlik iddiaları arasında bir eserde darbukacı kız kardeşlerin, diğerinde ise kuaför ikiz erkek kardeşlerin bulunması da yer alıyor.
Bu unsurlar, bilirkişi raporunda eserler arasındaki benzerlik iddiasının dayanakları olarak gösteriliyor. Doğan Kitap ise ortak temalar, gündelik yaşam unsurları ve edebî esinlenme çerçevesinde farklı bir değerlendirme yapıyor.
Romanların isimleri de tartışmanın konusu oldu
İki roman arasındaki benzerlik tartışması, yalnızca karakterler ve olay örgüsüyle sınırlı kalmadı. Eserlerin isimleri de değerlendirmelere konu oldu.
Avukat Burcu Mutlugil, “Bit Palas” ve “Sinek Sarayı” isimleri arasındaki çağrışımlara dikkat çekerek benzerliği ironik bir dille şöyle ifade etti:
“Bir de ister istemez en kaba haliyle, şu da çok espirili… Bit Palas, Sinek Sarayı. Biri palasta yaşayan bit, biri de sarayda yaşayan sinek. İlk böyle en kaba bakışta bile bir benzerlik olmadığını söylemek mümkün değil.”
Mutlugil’in bu değerlendirmesi, iki eser arasındaki benzerlik iddialarının yalnızca metin içeriğiyle değil, başlıkların oluşturduğu çağrışımlarla da tartışıldığını ortaya koydu.
Bit Palas intihal davasında bundan sonra ne olacak?
Yargıtay’ın bozma kararı, Mine Kırıkkanat ile Elif Şafak arasındaki uzun soluklu telif uyuşmazlığında tartışmayı sona erdirmiş değil. Dosyanın yeniden değerlendirilmesiyle birlikte 19 yıllık sürenin hukuki etkisi, iddianın ne zaman öğrenildiği, tarafların tutumları ve eserler arasındaki benzerliklerin niteliği yeniden gündeme gelecek.
Bir tarafta Doğan Kitap’ın kararı yazar ve yayınevi açısından önemli bir hukuki sonuç olarak değerlendiren açıklaması, diğer tarafta ise Mutlugil’in bozma kararının esastan aklanma anlamına gelmediği yönündeki hukuki yorumu ve Ahmet Yıldız’ın benzerlik iddialarının maddi yönünün değişmediği görüşü bulunuyor.
Bit Palas intihal davası, bu yönüyle yalnızca iki roman arasındaki benzerlik iddialarını değil; telif haklarının korunmasını, edebî esinlenmenin sınırlarını, eserler arasındaki yapısal benzerliklerin nasıl değerlendirileceğini ve hak arama sürecinde geçen zamanın hukuki etkisini de yeniden tartışmaya açmış durumda.
Davanın bundan sonraki aşamasında verilecek karar, hem tarafların hukuki mücadelesi hem de edebiyat ve yayıncılık dünyasında telif haklarının yorumlanması açısından önem taşıyacak.
