“Yalnız memleketimizde değil, dünyada da başka bir ailenin başına gelmemiş bir şey bu… Ebüzziya Tevfik’in gazeteciliğe başlaması 1873’tedir. İbret gazetesi, Namık Kemal’le filan ortak. Hadika’yı, Sirac’ı tek başına çıkarır büyükbabam…

“Yalnız memleketimizde değil, dünyada da başka bir ailenin başına gelmemiş bir şey bu… Ebüzziya Tevfik’in gazeteciliğe başlaması 1873’tedir. İbret gazetesi, Namık Kemal’le filan ortak. Hadika’yı, Sirac’ı tek başına çıkarır büyükbabam. Oğulları Velid Bey, Talha Bey.
Torunu ben. 1949’a kadar 77 sene ediyor. Bu müddet zarfında beş hünkâr geçiyor: Abdülaziz, Sultan Murad, Abdülhamid, Sultan Reşad, Vahideddin. İki de cumhurbaşkanı: Atatürk ve İnönü. Altı büyük harbe giriyoruz: 93 Harbi (1876-77 Osmanlı-Rus Savaşı), İtalyan Harbi, Birinci Balkan Harbi, İkinci Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı, İstiklâl Savaşı. Sonra, yığınla hükümet vesaire… Bu 77 senelik devrede, sadece 20 sene gazete çıkarma hakkına sahip olabilmişiz. Geriye kalan müddet içinde kapalı tutulmuşuz. Yirmi sene zarfında, 35 defa kapatılmışız.”
Ziyad Ebüzziya, 1911’de İstanbul’da doğdu. 1933’te Galatasaray Lisesi’ni, 1936’da Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1940’ta Tasvir-i Efkâr gazetesini yayımlamaya başladı, 1945’te gazetenin adını Tasvir olarak değiştirdi. Aynı yıl Son Saat adlı akşam gazetesini de çıkardı. Gazetelerini 1949 sonunda kapattı. 1950 ve 1954 seçimlerinde Konya’dan milletvekili seçildi; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne Türkiye temsilcisi olarak katıldı (1950-60). 1955’te Hürriyet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1942’de Tasvir Neşriyatı’nı kurarak kitap yayınına geçti. Amcası Velid Ebüzziya’nın başlattığı resimli duvar ansiklopedisi niteliğindeki Ebüzziya Takvimi’ni 1946-1970 arasında yayımladı. Tasvir Neşriyatı’nın “Kimdir Nedir” dizisi için kitaplar yazdı. Büyükbabası Ebüzziya Tevfik’in Yeni Osmanlılar Tarihi’ni geniş açıklama ve eklerle basıma hazırladı (1973-74, üç cilt). Ahmed Rıza’nın Batı’nın Doğu Politikasının Ahlâken İflası adlı kitabını Türkçeye çevirdi (1982). Agâh Efendi ve Ali Suavi başlıklı çalışmalara girişti. Ziyad Ebüzziya’yı 1994’te yitirdik.
Ziyad Ebüzziya’nın şu birkaç cümlesi içinde hem siyasi tarihin ve basın tarimizin bir özeti var, hem de bir ailenin dramı…
Büyükbaba, Ebüzziya Tevfik (1849-1913). Ünlü gazeteci, yazar, yayıncılığın teknik ve estetik yönden gelişmesine katkılarda bulunmuş bir yayınevi sahibi. “Yeni Osmanlılar” Cemiyeti’nin kurucularından.
Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre oyunundan sonra çıkan olaylar üzerine Rodos’a sürülür. Orada yazdığı yazılara kendi adını koyamadığı için, “Ziya’nın babası” anlamına gelen “Ebüzziya” imzasını kullanır (Ziya, genç yaşta ölen büyük oğludur: 1870-1896). V. Murad tahta çıkınca bağışlanarak İstanbul’a döner ve bundan böyle Ebüzziya Tevfik imzasıyla yazacağını açıklar. 1900’de Galatasaray’da okuyan ortanca oğlu Talha ile birlikte Konya’ya sürülür. Galatasaray’ın sekizinci sınıfındaki öteki oğlu Velid ise, okuldan çıkarıldığından, öğrenimini Saint Benoit Lisesi’nde sürdürür.
Talha Bey 1921’de, otuz dokuz yaşında ölür. Oğlu Ziyad on yaşındadır: “Mütareke’de yedi yaşındaydım. İtilâfçılar bizim evi bastılar, babamı götürüp Bekirağa Bölüğü’nde hapsettiler. Bodrumlarda yattı, verem oldu. Hastalığı arttı, dışarda tedaviye bırakmadılar. Siyasetle ilk karşılaşmam böyle başladı.“
Velid Bey (1884-1945), babası Ebüzziya Tevfik’in ölümünden sonra Tasvir-i Efkâr’ın başyazarlığını üstlenmiştir. Ateşkes Dönemi’nde, İstanbul’u işgal eden İngiliz askerlerinin Şehzadebaşı karakolunu basıp Türk erlerini öldürmesi üzerine, olay yerine giderek “16 Mart Şehitleri“nin fotoğraflarını çekip Anadolu’ya gönderir. Kurtuluş Savaşı’na çeşitli katkılarda bulunur. Bu çalışmalarından dolayı İngilizler matbaasını basar, Velid Beyi Malta’ya sürerler. Zaferin kazanılmasından sonra İstanbul’a dönerek Tevhid-i Efkâr gazetesini yayımlar. İstiklâl Madalyası’yla ödüllendirilir.

Çok geçmeden, Diyarbakır’da Şeyh Sait Ayaklanması’nın patlak verişinin ardından, Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılır. Kimi gazetecilerle birlikte Velid Ebüzziya da Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde yargılanır. Aklanırsa da, uzun bir süre yeni gazete çıkarma “imtiyaz“ı verilmez kendisine. 1935’te Zaman’ı çıkarır, ertesi yıl o da kapatılır. 1940-43’te, yeğeni Ziyad Ebüzziya’nın kurduğu Tasvir-i Efkâr’da başyazarlık yapar, bu sırada da kovuşturmalara uğrar. Aylık Ansiklopedi (Ocak 1945), Velid Bey için, “inandığı fikirlere her ne pahasına olursa olsun bağlı kalır, bu hususta fedakârlık yapmaktan ise, daima hususi menfaatlerini, hattâ rahat ve huzurunu feda etmekten çekinmezdi,” diyor. Başına gelenler, bu “inanmışlığı“, ödün vermezliği yüzündendir.
1940-49 arasında Tasvir-i Efkâr (1945’te adı Tasvir olarak değişir) gazetesini çıkaran Ziyad Ebüzziya’nın da, tek parti döneminin “örtülü sansür“ü yüzünden, başına çok şeyler gelir: 1940-47 arasında 35 kez mahkemeye verilir, gazetesi 17 kez kapatılır!
Türkiye’de gazete kapatmaların tarihini yazmaya hazırlanan Ziyad Ebüzziya, birbirinden ilginç olaylara tanık olur. İşte bunlardan biri:
İkinci Dünya Savaşı sırasında Refah gemisinin torpillenip batırılması, şehitler verilmesi Türk basınından geniş tepki görür. Gazeteler her gün bu konunun üzerine gider. Üç ay sonra Ankara, olaydan söz edilmesini yasaklar. O zamanlar şöyle bir uygulama vardır: Devletin resmi sözcüsü
Anadolu Ajansı yazılması yasaklanmış bir konudan söz ederse, yasak kalkmış demektir. Gölcük’te Refah şehitleri için yapılan bir tören Anadolu Ajansı ve radyo tarafından verilince, İstanbul gazeteleri de bu haberi yayımlar. Ertesi gün Sıkıyönetim Komutanı Ali Rıza Artunkal, habere yer vermeyen Son Posta dışındaki gazeteleri 10’ar gün, olayın fotoğrafını yayımlayan Cumhuriyet’i 12 gün süreyle kapatır. Gazetelerin sahip ve başyazarları toplanır, komutana “ricaya” giderler:
“…On beş, yirmi dakika odasında bekledik. Sonunda paşa girdi, oturdu. Biz de karşısında sebilhane bardağı gibi dizilmişiz. Sükût. Beş dakika sükût… En sonunda Yeni Sabah’ı çıkaran Cemalettin Saraçoğlu:
—Paşam, dedi, biz bir hata ettik. Ama yasağın dışına, ajans verdiği için çıktık. Bizi mazur görün, bir daha yapmayız.
Paşa elini masaya vurdu:
—Ben ajan majan tanımam, dedi. Benim emrim emirdir!
Sustuk gene. Sonunda Ethem İzzet Benice:
—Paşa hazretleri, dedi, hak-kı âliniz var. Bundan sonra ajan da verse, ajan tekrarlasa da, kesinlikle yazmayız. Ama bu ajanın (ajan sözünün üstüne basıyor hep) verdiği haberi Ankara Radyosu da yayımladı. Bizlerin çıkardığı gazetelerin tirajı 80 bini bulmaz. Ama radyonun verdiğini 15 milyon insan dinledi. Onun için, af buyurun. Bir daha ajan dinlemeyin ama, bu defa bize müsaade edin.
—Yoo, dedi paşa. Ben emir verdim Ankara’ya. Bundan sonra Ankara Radyosu İzmit’ten beriye yayın yapmayacak!
Biz birbirimize bakıp kalktık. Yapılacak bir şey yoktu.“
Ziyad Ebüzziya oradan doğruca Florya plajına gider. Akşam üzeri denizde yüzerken, bir polis telefona çağırır kendisini (izlendiğinin kanıtı). İnzibat kulübesine telefon eden Emniyet Müdür Yardımcısı, “Ankara’dan emir geldi,” der, “gazeteler yarın çıkacak. Çıkmazsa kapatılacak!” İstanbul gazeteleri ertesi gün öğleyin yayımlanabilir!
O dönemde, Selim Sarper’in başında bulunduğu Basın-Yayın Umum Müdürlüğü’nden de “Şunu yazın“, “Bunu yazmayın” yollu pek çok “tebliğ” gelmektedir. “Bunların yüzde 98’i saçma… Biz İstanbul’da bir avuç gazeteci, vatan millet Sakarya diyerek, basın hürriyeti diyerek, bu tebliğleri dinlemiyor, kapanıyoruz. Ama yüzde 2’si, yüzde 5’i haklı olursa, memleket gider. İsmet Paşa’nın yerinde ben olsaydım, belki İstanbul’da gazete çıkaran Ziyad Ebüzziya’nın gazetesini çatır çatır kapatırdım. Çünkü memleketin menfaati daha mühim.”
Bu noktada, Ziyad Ebüzziya, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri anlatıyor.
1950 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olarak adaylığını koyup Konya milletvekili seçilen Ziyad Ebüzziya, Nadir Nadi ve öteki altı arkadaşıyla birlikte Avrupa Konseyi’ne Türkiye temsilcisi olarak katılır. 1954’te de DP Konya milletvekili seçilir. 1955’te, Demokrat Parti’den “İhraç” edilen arkadaşlarıyla birlikte Hürriyet Partisi’ni kurar. 1957 seçimlerinde kazanamayışı, tutuklanıp Yassıada’ya gitmekten kurtulmasını sağlar.
1940’lar, 50’ler İstanbul’unda yaşayanların, hatta 1960’ların başına yetişenlerin belleklerinde yer etmiş Beyoğlu Kitap Sarayı’nın kurucusu ve iki ortağından biri, Ziyad Ebüzziya. 1960’tan sonra kurulan Gen Seyehat Acentesi ile Gen-Ar Sanat Galerisi de Ziyad Ebüzziya’nın girişimciliğinin ürünleri.
Son yıllarda neler yapıyor Ziyad Bey? İki ünlü gazeteci, yazar ve eylem adamını inceleyen kitapları (Agâh Efendi ve Ali Suavi) çıkmak üzere. Yıllardır Şinasi üzerinde çalışıyor. Sahir Kozikoğlu ile birlikte hazırladığı 1921-33 Galatasaray Tarihçesi 1987’de yayımlandı. Bu, benzerine pek rastlanmayan ilginç bir kitap. Ve yeni tasarılar… Galatasaray Lisesi’nden yetişmiş, ülkeye hizmetlerde bulunmuş otuz kişinin büstlerinin okula dikilmesi… Galatasaray’ın başlıca öğretmenlerinin yağlıboya portrelerinin yaptırılıp okula asılması… Varolan 40 bin kitapla işe başlanarak, Lise’nin bahçesinde sabah yediden gece ikiye kadar hizmet veren, halka açık Galatasaray Kütüphanesi’nin kurulması ve burada Galatasaray’dan yetişmiş kişilerin tüm kitaplarının toplanması… Çöplüğe dönüşmüş olan Gülbaba Türbesi çevresinde park ve gül bahçesi kurulması… Ve birbirinden ilginç birkaç müze girişimi…
Ziyad Ebüzziya, bir Dil Akademisi kurulması gerektiğini de savunuyor. Böylece söz, Türk Dil Kurumu’ndan açılıyor. “Eski kurumun çok büyük hizmetleri oldu,” diyor. “En önemlisi, tarama çalışmaları ve bunları bir araya getiren sözlüklerdi. Diğer yandan, herhangi bir mahalle ait bir kelimeyi alıp, dört yüz, beş yüz yıldır Türkçeye girmiş olan bir kelimeyi atarak onun yerine sokuyor, böylece anarşiye hizmet etmiş oluyordu.”
Ya “yeni” Türk Dil Kurumu? “Bugünkü kurumun hiç tepki göstermediği çok acı bir şey var: Evren Paşa, Özal, Meclis Başkanı ve bakanlardan başlayarak, devlet büyüklerinin televizyondaki konuşmalarını takip edin, inceleyin. Hepsi de, bal gibi Türkçeleri bulunan kelimeleri kullanacakları yerde, Fransızca kelime kullanıyorlar. Bugünkü Türk Dil Kurumu üyeleri de kulaklarını tıkamışlar, duymazlıktan geliyorlar. Hiçbir tepki göstermiyorlar. Bu mudur dili ıslah etmek? Meselâ Özal, son günlerde “adisyon istemek” deyip durdu. Türkçede hesap istenir, ‘Hesabı ver’ denir.”
Ziyad Ebüzziya’yı birbirinden ilginç tasarıları, dosyalar dolusu çalışma notları ve belgeleri, binlerce kitabıyla baş başa bırakıyorum.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.