Topun Ağzı

İsviçreli yazar Max Frisch‘in “Kundakçılar” adlı bir oyunu vardır. Kendi hallerinde sükûnet içinde yaşayan bir yaşlı karı-kocanın bir sabah kapıları çalınır. Gelen serseri yüzlü hapishane gömleği giymiş bir adamdır. Evin..

Topun Ağzı
Yayınlanma: Güncelleme: 110 okuma

İsviçreli yazar Max Frisch‘in “Kundakçılar” adlı bir oyunu vardır. Kendi hallerinde sükûnet içinde yaşayan bir yaşlı karı-kocanın bir sabah kapıları çalınır. Gelen serseri yüzlü hapishane gömleği giymiş bir adamdır. Evin çatı katındaki odayı kiralamak ister. İyiniyetli, temiz yürekli karı-koca adamdan hiç işkillenmezler. Odayı kiralarlar. 

Adam oraya yerleşir. Birkaç hafta sonra bir arkadaşı ile gelir. İzinleri olursa onu da odasında barındırmak istediğini söyler. Adamın sabıkalı görünümüne karşın bizimkiler yine işkillenmezler. İki hapishane kaçağı ahbap bir süre sonra yukarı odaya saman, talaş, teneke teneke benzin taşır olurlar. Ev sahipleri buna bir anlam veremezler. Akıllarına evi yakacakları olasılığı gelir gibi olur ama bizim saf ve iyiniyetli karı- koca bu düşüncelerinden utanırlar, kafalarından kovarlar. 

Sonunda ne mi olur? Yukardaki ahbaplar samanları, talaşları yerleştirir benzinleri onların üstüne boca eder, sonra ateşe verir evi yakar kül ederler. 

Ütopik iyimserliğin kurbanı olan yaşlı karı-kocanın hüsranında yazar, gafil insanlığın yazgısını yansıtmak istemiştir. 

1945‘te Hiroşima ve Nagasaki semalarında çıkan korkunç parıltı aslında Berlin ve Dresden‘in tepesinde patlatılmak için düşünülmüş, ama nihaî bombanın imali geciktiği için, olan Japonlara olmuştu. Bu bomba Avrupa‘dan çok uzak bir yerde patladığı için sebep olduğu büyük hasar hele ilk yılların dehşeti geçtikten sonra bir abstraksiyon (bir soyutlama) olarak yavaş yavaş, etkisini yitirir gibi oldu. Yıllar yılı Sovyet füze menzilleri içinde kaygusuzca yaşayan Almanya sanki bu büyük tehlike şu son aylarda doğmuş gibi ayaklandı ve geç uyananlara özgü bir telaşla birbirine girdi. Sadece partiler, politikacılar değil bilim adamları, kültür adamları, din adamları, gençlik, üniversitelerde, lokallerde, televizyonda, kiliselerde, sokak gösterilerinde Amerika’ya füze rampaları verilmesinin doğuracağı sakıncaları tartışıyor. 

Tuhaftır, insan günlük yaşamın akışı ve hayhuyu içinde çoğu zaman kendini tehdit eden tehlikelerin pek bilincine varamaz. Ya da bilinçaltında bu tehdidi sezer de, onu unutmak ister, kendisini oyalar. Bu “gerçekten kaçış devekuşuluğu” değildir. Belki de hayvansal bir kendini savunma itisidir. Bunu hayvanlarda da görmez miyiz? Hayvanlar büyük bir tehlike karşısında mesela, avcılarla kuşatılmış bir tuzağa düştükleri zaman, köşeye sıkıştırılmışlıkla, ölüm kalım savaşı verme durumu ile hiç mi hiç ilgisi yok görünen şeyler yaparlar. Bir yaprakla oynarlar, kaşınırlar. 

Almanya’nın atom savaşını süper-güncel sorun olarak gündeme getirmesi Şansölye Helmut Schmidt‘in Amerika gezisinden önce başladı. Kendi partisi içinde Erhardt Eppler‘in başı çektiği muhalefet bu son krizde parti içi birliği iyice tehdit eder oldu. Öyle ki Şansölye‘nin istifasına ramak kaldı. Helmut Schmidt‘in Reagan‘la görüşüp geldikten sonra Amerikan atom ve füze üslerine Almanya‘nın izin vermesinin atom savaşını önleyecek başlıca önlem olduğunu daha kesin ve açık bir dille savunması bu şekilde büsbütün karıştırılmış karşılıklı bir atom silahlanması yarışının muhaliflerini barışçı cephe bayrağı altında topladı. Amerikan Dışişleri Muavini ve Helmut Schmidt, Amerikan üslerinin, kuvvet dengesini sağlamak suretiyle barışı daha gerçekçi yoldan sağlayacağı kanısındalar. Muhalifler ise tek taraflı da olsa silahsızlanmanın ve gerginliği anlaşma yolu ile gidermenin daha sağlıklı bir yol olduğu görüşündeler. 

Geçen hafta Hamburg‘da “Protestan Kiliseler Günü” kutlandı. Ama bu dinî bir kutlama olmaktan çok politik bir gösteri idi. “Barış Harekâtı” adı verilen kampanyaya katılanların büyük kısmı gençlerdi. “Silahlanma bizi yok etmeden, bizim silahlanmayı yok etmemiz gerek” sloganı ile yola çıkan yığınlar sokaklarda gösteriler yaptılar. Bir kilisede yapılan açık oturumda Helmut Schmidt‘ten çok muhalif hatipleri ve bu arada Alman Pen Kulüp Başkanı Düşünür ve Yazar Walter Jens‘in konuşmasını çılgınca alkışladılar. Helmut Schmidt kabinesinin Savunma Bakanına ise yumurta attılar. Adam bir süre konuşamadı. Polisler kürsünün önünde kalkanları ile yumurta yağmurunu dindirdikten sonra Bakan sözlerine kaldığı yerden devam etti. Yer yer ütopik bir pasifizme kaymasına karşın bu gösterilerin elbet bir yararı da olmuyor değil. Yakın, çok yakın tehlikeyi böylece daha vurgulamış, kafaları bu konuda daha çok zorlamış oluyor. Barış kampanyasını yönetenler anlaşma yolunun yeğlenmesinde Amerika‘yı da etkileyeceklerini umuyorlar, ama her yerde olduğu gibi burada da Amerika‘nın ilk önce kendini düşündüğünü görenler çok. 

Bu satırları sizlere Berlin‘den yazıyorum. O Berlin ki, topun ağzı. O Berlin ki, ortasından bir duvar geçer. İki yanı iki ayrı dünya görüşünün diyarıdır. Bu duvarın iki yanında aynı geçmişten, aynı kültürden gelen, ama bugün iki ayrı ideolojinin iki ayrı örnek öğrencileri olan Almanlar şimdi bir atom savaşında birbirlerine ilk saldıracak, daha doğrusu saldırtılacak, mevzilerde bekliyorlar. 

Evet bu mektubu sizlere Berlin‘den yazıvorum sevgili dostlarım. O Berlin ki, bir savaş halinde ilk mahvolacak aday. Öyle olduğu halde yine de herkes günlük yaşamını alıştığı gibi sürdürüyor. Karşıda bir emekli adam balkonundaki çiçekleri suluyor. Aşağı kaldırımda bir genç kadın otomobilini yıkıyor. Ben şimdi kütüphaneye, çalışmaya gideceğim. Tıpkı namlu karşısında yaprakla oynayan, kaşınan hayvanlar gibi… 

5 Temmuz 1981 

Haldun Taner

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.