Hürrem’e olan aşkım beni bu soğuk günlerde ince hastalığa uğratacak türden. Hürrem ne kadar gerçekse ben de o kadar gerçeğim. İşim gücüm dedikodu, dedikodudan büyük zevk alırım. Dedikodu çağımızın en..

Hürrem’e olan aşkım beni bu soğuk günlerde ince hastalığa uğratacak türden. Hürrem ne kadar gerçekse ben de o kadar gerçeğim. İşim gücüm dedikodu, dedikodudan büyük zevk alırım. Dedikodu çağımızın en etkili silahı, Hiroşima ile Nagazaki’ye atılan atom bombalarının bin katı büyüklükte insanların vicdanında obruklar açar gerektiğinde.
Sözü nereye getireceğimi bilemediniz tabii. Konu çok şekerim.
Yaz yaz bitmez. Kulis bilgisi de, 6-0 öne geç. Çok özel kaynaklardan aldığım bilgilere göre diye yaz 12-0 öne geç. Okur da bu tür yazıları çok seviyor. Bu sayede ben de meşhur oluyorum şekerler.
Hürrem Elmasçı ya da Soner Yalçın, ama ben Hürrem’i tercih ederim. Hürrem’e olan aşkım, Kerem’in Aslı’ya aşkını yarı yolda bırakır. Bir kaç kez yazdım, o fettan Hürrem’i kırmızı rujlu, savrulmuş eteğiyle hayal ediyorum hep. Aşk dediğiniz şeyde bütün dekoru aşık kurar yönetmen olarak. Ah Hürrem ah, aşk ateşi bağrında yanan ben, o kışkırtıcılığınla sen, dağ başında ahşap bir evde şöminenin karşısında çay içsek birlikte.
Romantizme dikkat ettiniz mi? Şömineden sonra kırmızı noktalı sahne geleceğini sananlar avucunu yalasın. Romantizm biz kazanovaların vazgeçemediği başlıca tutkumuzdur.
Geçelim. OdaTv’de neler oluyor kuzum. Pınar Saraçoğlu ayrıldı yerine Aydınlık’tan Osman Erbil geldi. Osman Erbil, Aydınlık’tan adeta izin alarak güle oynaya, sarsıntısız, kavgasız gürültüsüz OdaTV’ye geldi. Web Tv koordinatörlüğünü sırtlandı.
Aydınlık kökenli Can Özçelik ile Soner Yalçın arasındaki kavga epey bir zamandır konuşuluyordu. Ayrıntıya girmeyeyim ama kavga, anlaşmazlık ne derseniz deyin ayrılıkla sonuçlandı.
Sorumlu Yazıişleri Müdürlüğü boş eski deyimle münhal bulunuyordu. Rastlantı bu ya, bu göreve TGB’nin eski başkanlarından, Aydınlık’ın eski GYY’si, hatta Ulusal Kanal’ın eski GYY’si İlker Yücel getirildi.
Hürrem aşkım, senin kırmızı rujlu dudaklarından tek söz çıkmadı bu konuda. Tabii kulis bilgilerini toplayamadın. Yakından gelen sese kulağın çok duyarlı değil. Neyse OdaTV’de münhal bulunan bu göreve İlker Yücel getirilince kıyamet koptu. Aydınlık cephesinde top atışları ile savunma mevzisi kazanlar arasında yaşanan savaş sosyal medya üzerinden sürüyor. Sürüyor ama tabii Maduro’nun haydutvari yöntemle kaçırılıp New York’a getirilmesinin biraz gölgesinde kaldı bu tartışma.
Ne var yani İlker Yücel ya da başka bir gazeteci istediği yerde çalışamaz mı?
Çalışır, çalışır. Çalışıyor da…
Dedim ya benim kulaklarım deliktir. Küpe takmam ama. Her konuşulanı duyarım anlamında canım kulaklarım deliktir diyorum.
Neyse üç kuruşluk bütçemi zorlayarak bir arkadaşa çay, simit ısmarlayıp yurt-dünya sorunları üzerine üç-beş lâf edelim dedik. Ah çatlayacağım. Karısıyla yaşadığı sorunlardan, kaynanasıyla çatışmalarına dek bir sürü kafa tırmalayan lâkırdı işte.
Boşan dedim, sesimi yükselterek. Altın yumurtlayan tavuk kesilir mi, ben onların yanında içgüyeyi gibi bütün sosyal desteği sağlanmış adamım, güvendeyim demez mi? Bize de susmak düşer böylece.
Neyse konu İlker Yücel’in Sorumlu Yazıişleri Müdürü olarak OdaTv’ye geldi. Maşallah soluksuz anlatıyor. “Oğlum, nokta, virgül yok mu sende” dedim de duruldu.
Dikkat edilirse tarzımı da platonik aşkım Hürrem’e benzetiyorum gitgide.
Durdurak bilmeden anlatıyor. Tabii ben de Güzin Abla gibi oldum. Dinleye dinleye dert küpü oldum inşallah çatlamam, patlamam. Neyse ben aklımı kurcalayan soruları aralara sokuşturuyorum. Aydınlıkçılar Osman Erbil’e kızmadılar da neden İlker Yücel’e kızdılar filan soruyorum. Arkadaşım daha giriş, gelişme, sonuç bölümlerinden girişte, önce ısınacak, gerinecek ve yanıt verecek.
Osman Erbil, bütün yetkili kurallardan izin istemiş, herkesi tek tek dolaşıp ayrıca izin almış. Bile isteye göndermişler dedi Erbil’i. Eeee Yücel’e niye bunca tepki diye sorunca anlatmaya başladı. Bakalım kısa kesecek mi?
İlker Yücel, Ulusal Kanal’a önce Genel Yayın Yönetmeni yapıldı. Sonra birden bire Ekrem Ataer Genel Yayın Yönetmeni koltuğuna oturdu. Örgüt disiplini gereği İlker Yücel, Haber Müdürlüğü görevine kaydırıldı. Pek de benimsemedi orayı. Belki de tenzili rütbe olarak gördü. Ekrem Ataer’e döneyim, dedi arkadaşım, haber kaynağım.
“Dön dön” diye ısrar ettim. Ekrem Ataer bir program yapmışmış. Orada Arabesk’i savununca irtifa kaybı yaşamaya başlamış. Kırk yıllık Kani, olur mu Yani. Arabesk güzellemeleri havada uçuşmuş, halk müziği nerdeyse köylü müziği olarak nitelenmiş filan. Yücel Paşmakçı programa şöyle bir bağlanmış, hemen de geçiştirivermişler. Yücel Paşmakçı canım bu. Adıyla sanıyla Yücel Paşmakçı.
Dedikodu gözünü sevdiğim sen neler neler yaptırıyorsun adama. Eeee diye açtım kulaklarımı. Leyn oğlum doğru mu diye sordum üstelik. Ne bileyim duyduğum bu işte.
İşte büyük denizde böyle bir kaynama olmuş. Önüne Ekrem Ataer’i Mustafa İlker Yücel’i alıp sürüklemiş.
Allah Allah. Sonra sonra diye tekerleme söyler gibi üzerine gittim. Buradan ne çıkar diye sordum.
Valla bir Nuri Çolakoğlu çıkar mı bilmem, dedi. Valla Nuri Bey’i severim. NTV onun zamanında NTV’ydi. Toz kondurmadım tabii.
Sonra, hadi Çolakoğlu olmadı, Gün Zileli, Şahin Alpay, Oral Çalışlar, çok zorlama olursa Cengiz Çandar çıkar, dedi.
Kafam kütük gibi oldu. Beynim yapay zekâ gibi akıllı çalışmıyor ki?
Deikoduyu seven ben, dedikodunun açık seçik olmayan, bu simgesel konuşmalarından zaman zaman bir şey anlamadığımı itiraf edeyim.
Arkadaşım ne anlattı da ben anlamadım.
Aman kafamı yoramam şimdi.
Tünel’de Kırmızı Kedi’nin oralarda, yanında bir mekân var. Şimdi orda tek başıma kahvemi yudumluyorum. Girerken keşke parasını sorsaydım, acaip kazık.
Sakın siz de bu kazığı yemeyin diye yazıyorum.
Görüşürüz şekerler, bütün gelişmeleri kafeden bildirdim size.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.