İstanbul’un tarihî miraslarından Yerebatan Sarnıcı, 2024 yılında çağdaş sanatın dikkat çekici örneklerinden birine ev sahipliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle düzenlenen “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, Çek heykeltıraşlar Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in kristal ve cam eserlerini yaklaşık 1500 yıllık tarihî yapının atmosferinde bir araya getirdi.
Küratörlüğünü Dr. Mahir Polat ve Miroslav Kroupa’nın üstlendiği sergi, yalnızca heykel sanatına odaklanmakla kalmadı; yeraltı, gerçeklik algısı, mitoloji, kolektif hafıza ve yansıma kavramlarını da gündeme taşıdı. Suyun, taşın, ışığın ve saydam malzemelerin etkileşimiyle şekillenen eserler, ziyaretçileri tarihî mekânı farklı bir bakış açısıyla deneyimlemeye davet etti.
1 Ağustos-30 Kasım 2024 tarihleri arasında ziyaretçilere açık olan sergi, İstanbul’un kültürel diplomasi alanındaki uluslararası iş birliklerinin ve tarihî mekânlarla çağdaş sanatı buluşturan sergileme anlayışının önemli örneklerinden biri oldu.
YERALTININ KAPILARI SERGİSİ YEREBATAN SARNICI’NDA AÇILDI
İstanbul’un tarihî mirasını çağdaş sanatla buluşturan İBB, uluslararası kültürel iş birlikleri kapsamında Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ile ortak bir projeye imza attı. İBB Miras ve İBB Kültür’ün katkılarıyla hazırlanan “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, Yerebatan Sarnıcı’nın tarihî dokusunu sanatın farklı ifade biçimleriyle buluşturdu.
31 Temmuz 2024 Çarşamba akşamı gerçekleştirilen açılış daveti, sanat, siyaset, iş ve medya dünyasından çok sayıda ismi bir araya getirdi. Açılışa Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Radek Rubes, Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Olga Hajflerova, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Mahir Polat ve sanatçı Jaroslav Prošek’in de aralarında bulunduğu davetliler katıldı.
Sergi, Çek heykeltıraşların eserlerini İstanbul’un en önemli tarihî yapılarından birinde sergileyerek iki ülke arasında sanat ve kültür aracılığıyla kurulan bağları da görünür kıldı.
VLASTIMIL BERÁNEK VE JAROSLAV PROŠEK’İN KRİSTAL HEYKELLERİ
Serginin merkezinde, Çek çağdaş heykel sanatının temsilcilerinden Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in cam ve kristal malzemeyle ürettikleri eserler yer aldı. Saydamlık, ışık, renk ve yansıma olanaklarını öne çıkaran heykeller, Yerebatan Sarnıcı’nın su ve taş ağırlıklı mimari yapısıyla doğrudan ilişki kurdu.
Camın hem kırılgan hem de katı yapısı, serginin yer aldığı tarihî mekânın temel unsurları olan su ve taşla farklı bir diyalog oluşturdu. Suyun yüzeyinde beliren yansımalar, ışığın hareketi ve eserlerin saydamlığı, ziyaretçilerin mekânı algılama biçimini etkileyen görsel bir deneyim ortaya çıkardı.
Serginin dikkat çeken özelliklerinden biri, heykellerin yalnızca bağımsız sanat nesneleri olarak sunulmamasıydı. Eserler, yerleştirildikleri alanın tarihî ve mimari özellikleriyle birlikte değerlendirildi. Böylece Yerebatan Sarnıcı’nın sütunları, karanlık atmosferi, su yüzeyi ve ışık oyunları serginin sanatsal anlatımının bir parçasına dönüştü.
SERGİNİN TEMASINDA YERALTI, YANSIMA VE GERÇEKLİK ALGISI VAR
“Yeraltının Kapıları” sergisi, insanın gerçekliği nasıl algıladığı sorusunu merkezine alan bir düşünsel çerçeve üzerine kuruldu. Yeraltı, geçiş, yansıma ve mitoloji kavramları etrafında şekillenen sergi, ziyaretçileri görünen ile gerçek kabul edilen arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeye çağırdı.
Serginin düşünsel arka planında, Antik Yunan filozofu Platon’un mağara alegorisi bulunuyor. Platon’un anlatısında mağarada zincirlenmiş insanlar, yalnızca duvara yansıyan gölgeleri görerek bunları gerçekliğin kendisi sanır. Alegori, insanların bilgiye ulaşma biçimlerini ve algıladıkları dünya ile gerçeklik arasındaki farkı sorgular.
Sergideki cam ve kristal heykeller de ışık, gölge ve yansımalar aracılığıyla bu düşünsel çerçeveyle ilişki kurdu. Yerebatan Sarnıcı’nın kendine özgü ışık koşulları, eserlerin farklı açılardan algılanmasına olanak tanıyarak ziyaretçilerin mekânla ve sanat nesneleriyle kurduğu ilişkiyi zenginleştirdi.
Bu yaklaşım, sergiyi yalnızca görsel bir sanat etkinliği olmaktan çıkararak felsefe, tarih ve insanın kendini anlama çabası üzerine düşünmeye açık bir deneyime dönüştürdü.
VLASTIMIL BERÁNEK’İN ESERLERİ GEÇMİŞLE BUGÜNÜ BULUŞTURDU
Vlastimil Beránek’in cam eserleri, geçmiş ile bugün arasındaki ilişkiye odaklanan bir anlatım ortaya koydu. Sanatçının eserleri, Yerebatan Sarnıcı’nın su ve taş dokusuyla etkileşime girerek mekânın ışık ve yansıma olanaklarını sanatın bir parçası hâline getirdi.
Kristal ve cam yüzeylerde oluşan renkler ve yansımalar, tarihî yapının atmosferi içinde değişken bir görsel etki yarattı. Bu etkileşim, eserlerin yalnızca biçimsel özelliklerine değil, bulundukları çevreyle kurdukları ilişkiye de dikkat çekti.
Yerebatan Sarnıcı’nın yüzyıllar boyunca taşıdığı tarihsel katmanlar ile çağdaş heykellerin malzeme ve biçim arayışları aynı mekânda buluştu. Böylece geçmişin izlerini taşıyan mimari yapı ile günümüz sanatının ifade olanakları arasında bir bağ kuruldu.
JAROSLAV PROŠEK’TEN CAMIN TARİHİNE VE KOLEKTİF HAFIZAYA BAKIŞ
Jaroslav Prošek’in eserleri, serginin tarih ve kolektif hafıza eksenini öne çıkardı. Sanatçının çalışmaları, yaklaşık 6 bin yıl önce Mezopotamya’da ortaya çıkan ilk cam örnekleriyle aynı döneme ait yarı fosil meşe ağacı malzemesini bir araya getiren yaklaşımıyla dikkat çekti.
Farklı dönemleri ve malzemeleri buluşturan bu yaklaşım, insanlık tarihinin uzun zaman aralığına ve malzemelerin taşıdığı hafızaya işaret etti. Camın insanlık tarihi içindeki yolculuğu ile ağaç gibi doğal malzemelerin geçmişten bugüne uzanan varlığı, sergide zaman kavramının farklı boyutlarıyla ele alınmasını sağladı.
Prošek’in eserleri, izleyicileri yalnızca sanat nesnelerini incelemeye değil, kendileriyle, kolektif hafızayla ve içinde yaşadıkları zamanla ilişkilerini düşünmeye de yöneltti. Böylece sergi, kişisel deneyim ile insanlığın ortak tarihsel birikimi arasında bir düşünme alanı oluşturdu.
MEDUSA MİTOLOJİSİ VE İNSAN OLMA DURUMU
Yerebatan Sarnıcı’nın en bilinen simgelerinden Medusa başları, tarihî yapının mitolojik çağrışımlarını güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Serginin düşünsel yaklaşımı da mekânın bu mitolojik ve tarihsel katmanlarıyla ilişki kurdu.
Sergi metninde Medusa anlatısı, insan olma durumu ve insanın zaman içindeki varoluşuyla ilgili sorular üzerinden ele alındı. Güneş ışığından uzak, yeraltında konumlanan sarnıç; karanlık, gölge, yansıma ve görünürlük kavramlarını tartışmak için güçlü bir bağlam sundu.
Bu çerçevede “Yeraltının Kapıları”, Yerebatan Sarnıcı’nı yalnızca tarihî bir yapıyı gezme deneyiminin ötesine taşıdı. Ziyaretçiler, eserler ile mekân arasındaki ilişki üzerinden insanın gerçeklik algısı, geçmişle kurduğu bağ ve kendi varoluşu üzerine düşünmeye davet edildi.
AÇILIŞTA JAMAL ALIYEV VE ECE DAĞISTAN KONSERİ
Serginin açılış daveti, müzik performanslarıyla da öne çıktı. Dünyanın önde gelen 30 yaş altı müzisyenleri arasında gösterilen çellist Jamal Aliyev ile Viyana Müzik Akademisi’nde konser piyanistliği eğitimi alan ve klasik müziğin yanı sıra farklı akustik projeleriyle tanınan piyanist Ece Dağıstan, davetlilere özel bir konser sundu.
Çello ve piyano performanslarının eşlik ettiği açılış gecesi, görsel sanatlarla müziği aynı tarihî atmosferde bir araya getirdi. Böylece serginin açılışı, yalnızca heykel sanatının tanıtıldığı bir etkinlik değil, farklı sanat disiplinlerinin buluştuğu bir kültür sanat organizasyonu olarak gerçekleşti.
İBB MİRAS İLE YEREBATAN SARNICI’NDA ÇAĞDAŞ SANAT DENEYİMİ
İBB Miras tarafından gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından Yerebatan Sarnıcı, tarihî kimliğinin yanı sıra kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan önemli bir mekân olarak da öne çıktı.
Tarihî yapının çağdaş sanatla buluşması, ziyaretçilere İstanbul’un kültürel mirasını farklı bir perspektiften deneyimleme olanağı sundu. Geçici sergiler ve sanat etkinlikleri, sarnıcın mimari özelliklerini görünür kılarken yapının tarihsel önemini güncel sanat tartışmalarıyla ilişkilendirdi.
“Yeraltının Kapıları” sergisi de bu yaklaşımın bir örneği olarak cam ve kristal heykelleri tarihî mimariyle buluşturdu. Uluslararası kültürel iş birliği sayesinde İstanbul’da sergilenen eserler, sanatın farklı kültürler arasında iletişim kurma gücünü ortaya koydu.
YEREBATAN SARNICI’NIN 1500 YILLIK TARİHİ
İstanbul’un en önemli tarihî yapılarından biri olan Yerebatan Sarnıcı, 6. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus döneminde inşa edildi. Latince “Cisterna Basilica” adıyla bilinen yapı, tarih boyunca kentin su ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynadı.
Yaklaşık 80 bin ton su kapasitesine sahip olduğu belirtilen sarnıç, Büyük Saray ve çevresindeki yapılara su sağlamak amacıyla kullanıldı. Yaklaşık 10 bin metrekarelik alanı kaplayan yapı, toplam 336 sütunuyla dikkat çekiyor. Sütunların önemli bir bölümünün daha eski yapılardan getirildiği düşünülüyor.
İstanbul’un 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra da bir süre kullanılan sarnıç, 16. yüzyılda Batılı araştırmacıların dikkatini çekti. 1544-1555 yılları arasında İstanbul’da bulunan doğa bilimci ve topografya uzmanı Petrus Gyllius, yapıyı yeniden keşfeden isim olarak anılıyor.
Osmanlı döneminde farklı zamanlarda onarılan Yerebatan Sarnıcı, sonraki yüzyıllarda da çeşitli bakım ve restorasyon çalışmalarından geçti. 1955-1960 yılları arasında kırılma riski taşıyan dokuz sütun betonla güçlendirildi. 1985-1987 yıllarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen kapsamlı çalışmalar sırasında yapının simgelerinden Medusa başlı bloklar da öne çıktı.
Yerebatan Sarnıcı’nın tarihindeki en kapsamlı restorasyon çalışmalarından biri İBB Miras tarafından gerçekleştirildi. Yapı, 22 Temmuz 2022’de yeni nesil müzecilik anlayışıyla yeniden ziyarete açıldı. Günümüzde geçici sergiler, çağdaş sanat gösterileri ve kültür sanat etkinlikleriyle İstanbul’un kültürel yaşamında önemli bir yer tutuyor.
YERALTININ KAPILARI SERGİSİ İSTANBUL’UN KÜLTÜR SANAT HAFIZASINDA
“Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, çağdaş heykel sanatını İstanbul’un tarihî miraslarından biriyle buluşturarak farklı disiplinler arasında bir etkileşim alanı oluşturdu.
Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in cam ve kristal eserleri; su, taş, ışık ve yansıma aracılığıyla Yerebatan Sarnıcı’nın mimari özelliklerini yeni bir bakışla değerlendirmeye olanak tanıdı. Platon’un mağara alegorisinden Medusa mitolojisine, camın tarihinden kolektif hafıza kavramına uzanan temalar, sergiyi düşünsel açıdan da zenginleştirdi.
1 Ağustos-30 Kasım 2024 tarihleri arasında düzenlenen sergi, İBB, İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu arasındaki kültürel iş birliğinin bir parçası olarak İstanbul’un sanat gündeminde yer aldı.
