Şimdi yükleniyor

Günün Masalı: 4 Nisan; Tavşanın Nişanlısı

Tavşanın Nişanlısı

Günün Masalı: 4 Nisan; Tavşanın Nişanlısı

TAVŞANIN NİŞANLISI 

Anneler çok sever çocuklarını. Ama bir zamanlar, bahçesindeki lahanalarını kızı kadar seven bir kadın varmış. Bu kadının bahçesine bir tavşan dadanmış. Gelip lahanaları kıtır kıtır yiyormuş. Kadın kızına, “Hadi kızım çık bahçeye de kov şu tavşanı,” diyormuş. Kız hemen koşuyormuş bahçeye. Tavşan kızı görünce hiç korkmuyormuş. “Gel güzelim, seni evime götüreyim!” diye sırnaşıyormuş. Kızcağız yufka yürekliymiş. Tavşana taş atmak, bağırmak gibi sert hareketler gelmiyormuş elinden. “Kuzum tavşancık, git bahçemizden, lahanalarımızı bitirme,” diyormuş yalnızca. Tavşan da kulaklarını sallayarak, “Gel güzelim gel. Otur kuyruğumun üstüne. Götüreyim seni köşküme…” diyerek gözlerini süzüyormuş. Kız arkasını dönüp gidiyormuş. Tavşan da kız evine girince hoplaya zıplaya uzaklaşıyormuş bahçeden. Bu karşılıklı söyleşi günlerce devam etmiş. Kız annesine, “Anne, bu tavşancık bana âşık, lahanalar için değil benim için geliyor bahçeye,” demiş ama kadın gülüp geçmiş. 

Sonunda bir gün kızcağız, ‘Şu tavşan doğru mu söylüyor bakalım?’ diye merak etmiş. Ve oturuvermiş tavşanın kuyruğuna. Ve hoop. Kendini bir küçük evin önünde buluvermiş. 

Tavşan sevinçten uçarak düğün hazırlıklarına girişmiş hemen. Kıza, “Sen lahanalı, mısırlı bir yemek hazırla hemen. Düğünün davetlisi kalabalık olacak,” demiş. Kızcağız kocaman bir kazana lahana doğrayıp mısır katmış, başlamış karıştırmaya. Biraz sonra bahçeye bir sürü tavşan gelmiş. Hepsi de gelip geline bakmışlar. Damat tavşana, “Güzel güzel,” demişler ama birbirlerine, “aman ne küçük kulakları var. Gözleri de kapkara… Bu ne biçim gelin acaba?” diye fısıldamışlar. Kızcağız bu fısıldaşmaları duyuyormuş. Önce gülmüş tavşanların güzellik anlayışına. Sonra etrafta hiç insan olmadığını görmüş. Bütün ömrü tavşanlarla geçecekmiş. Ağlamaya başlamış. Tam o sırada damat tavşancık da mutfağa dalıp, “A! A! A! Yemek daha pişmedi mi?.. Karga nikâh memuru neredeyse uçup gelecek… Misafirlerin de tam acıkma vakti. Sen de daha giyinmemişsin…” diye söylenmeye başlamamış mı… Kızcağız iyice bunalmış. Sonra oradaki samanlardan bir kukla yapıp elbiselerini giydirmiş. Başına duvağı örtüp eline kepçeyi tutuşturmuş. Ve atlayıvermiş pencereden. 

Sonra ne mi olmuş? Nikâh memuru karga konunca bahçeye, telaşla dalmış mutfağa damat, nişanlısı sandığı kuklayı çekiştirince kolundan, samanlar dökülmüş kukladan. 

Önce üzülmüş nişanlısı kaçtı diye. Ama güzel bir tavşan kız avutmuş onu. Onunla nişanlanıp evlenmiş hemen. Yemek de pişmiş o sırada. Kısacası bir düğün olmuş ki dostlar başına. 

Ya ne olmuş dersiniz bizim tavşanın nişanlısı genç kıza? O da elbiselerini kuklaya giydirdiğinden yarı çıplak dönmeye çalışırken anasının evine, yakışıklı bir avcıyla karşılaşmış. Avcı onu korumasına alıp önce annesinin evine götürmüş. Sonra annesinden isteyip güzel bir düğünle evlenmiş. Herkes ermiş muradına. 

Bir daha da tavşanlar gelmemiş bahçenin lahanalarına. 

Share this content: