Şimdi yükleniyor

Günün Masalı: 30 Mart; Don Gonzales’in Kazları

Kazlar

Günün Masalı: 30 Mart; Don Gonzales’in Kazları

DON GONZALES’İN KAZLARI 

Uruguay, Güney Amerika’da bulunan ülkelerden biridir. Bu ülkede genellikle koyun ve sığır beslenir. Don Gonzales ise kaz besliyordu. Kaz etinin koyun ve sığır etinden daha lezzetli olduğunu ağzını şapırdatarak söylerdi. Kazlarına gözü gibi bakıyordu. Yalnız etlerinin lezzetli oluşundan değil, onlardan para kazanıp geçimini sağladığı için de kazları onun için değerliydi.

Don Gonzales‘in komşuları içinse durum ayrıydı. Yüzlerce kazın gürültüsünden kafaları şişiyordu. Gürültüden rahatsız olduklarını her seferinde Don Gonzales‘e bildiriyorlardı ama boşuna. Çünkü kazların sesinden o hiç rahatsız olmuyordu. Üstelik onların varlığı daha derin ve rahat uyumasını sağlıyordu. Çünkü kazların bulundukları yere hiçbir yabancıyı sokmadıklarını duymuştu. Bu bakımdan çoban köpeklerinden bile iyiydiler. Eskiden Roma kentinin kazları, düşman yaklaşınca gürültüleriyle askerleri uyandırıp kenti kurtarmışlardı. Onların bekçiliği Don Gonzales‘i rahatlattığı için, gürültülerine aldırmaksızın geceleri hiçbir kuşkuya düşmeden derin bir uyku çekiyordu. 

Günün birinde Don Gonzales‘in rahatı bozuluverdi birden. Sabah erkenden kalkıp evinin kapısı önüne çıktı. Gerinerek ciğerlerine temiz havayı çekti. Amacı, emektar Ford marka otomobiline binip kente inerek alışveriş yapmaktı. Ama evinin önünde duran arabasını görünce aklı başından gitti. Otomobilin dört lastiği de pörsüyüp çökmüştü. Dört lastiğin de havası boşalmıştı. Bu bir rastlantı değildi. Bunu biri bilerek yapmış, onu kızdırmak istemişti. 

Don Gonzales, lastik pompasını çıkarıp gitgide yükselen güneşin altında şakır şakır terleyerek lastikleri şişirmeye koyuldu. Çevresini komşu çocukları aldı. Ardından çocukların anneleriyle babaları da merakla yaklaştılar. Her kafadan bir ses çıkarak işi nasıl yapması gerektiğini söylüyorlardı. Ama yardım etmeye yanaşan yoktu. O zaman Gonzales, ‘Bu işi başıma bunlar açmıştır,’ diye düşündü. ‘Kazlarımı kıskanıyorlardı. Acısını benden böyle çıkaracaklarını sanıyorlar. Hepsinin alacağı olsun. Gösteririm onlara!’ İçinden böyle söylenerek nasıl intikam alacağını tasarladı. 

O gece, herkes uyuduktan sonra, Don Gonzales otomobilinin yanına gitti. Çevresine diz yüksekliğinde sicimler doladı. Uçlarına içi çakıl taşı dolu teneke kutular bağladı. Biri gelip lastikleri indirmeye kalkarsa bu sicimlere takılacak, kutuların içindeki çakıl taşları şangırdamaya başlayınca Don Gonzales elinde sopayla aşağı inip adamı haklayacaktı. 

Don Gonzales, tuzağı kurduktan sonra kulağı kirişte uykuya yattı. Sabaha kadar hiç bir gürültü duyulmadı. Don Gonzales ertesi sabah uykusunu tam alamamış olarak kalktı. Ama içi rahattı. Tuzağı fark ettiklerinden otomobiline hiç kimse yaklaşmamıştı. Bugün artık otomobiline atlayıp gönül rahatlığıyla kente gidebilirdi. 

Aşağı indiğinde gözlerine inanamadı. Otomobilin dört lastiği de indirilmişti. Çevresindeki iplerle teneke kutular olduğu gibi duruyordu. Demek düşmanı tuzağı fark edip ona göre davranmıştı. Don Gonzales, bu kez lastikleri şişirmeye kalkmadı. Herkesin ‘Oh olsun!’ diyerek alay etmesinden çekiniyordu. Onun için kente inmekten cayıp evine girdi. 

Don Gonzales, kente inmemekle ne büyük zarara uğradığını hesapladıkça çıldıracak gibi oldu. Düşmanını yakalamaya and içti. O gece hiç uyumadan pencerede nöbet tutmaya karar verdi. Yorgun olduğu için sabaha karşı oturduğu yerde uyuyakaldı. Kimse görmeden akşam karanlığında şişirdiği lastikler, gene inmişti. 

Don Gonzales, düşmanına daha acımasız davranarak onu yaptığına pişman edecekti. Karanlık bastırınca sessizce otomobilinin yanına gitti. Ön lastiğin sibobuna ince bir ip bağladı. İpin ucunu evin önündeki çardağın bir köşesine yerleştirdiği tüfeğin tetiğine iliştirdi. Tüfeğin namlusunu lastiğe doğru yöneltti. Tüfeği saçmayla doldurdu. Bu gece rahat bir uyku çekebilirdi. Lastiğin havasını indirmeye kalkan kendi cezasını kendi verecekti. Bundan sonra da onunla kimse alay edemeyecekti. 

Ertesi sabah, güneşin doğmasına yakın, dışarda patlayan bir silah sesiyle yatağından fırladı. Sonunda düşmanını yakalamıştı. Sinsi sinsi gülümseyerek aşağı indi. Gördüğü manzara karşısında yeniden aklı başında, gitti. Kurduğu tuzak başarılı olmuştu. Ön lastiğin yanında bir ceset vardı. Her gün otomobilinin lastiklerinin havasını boşaltan düşmanının ölüsü karşısında duruyordu. Bu Don Gonzales‘e kızan komşularından biri değil, onun gözü gibi baktığı kazlarındandı. Demek ki her gece otomobilin lastiklerinin havasını boşaltan kendi kazlarıydı. Kazlardan biri bir gün rastlantıyla lastiğin süpabını çekmiş olmalıydı. İçinden ‘tısssss‘ diye boşalan havadan, bunu başka bir kazın çıkardığı sese benzeterek hoşlanan kazlar için bu oyun, alışkanlık haline gelmişti. Kazlar, diz boyundaki iplere değmeden sessizce bu işi gerçekleştirmişlerdi. 

Don Gonzales, olanlara bir kez daha baktı. Gülsün mü, ağlasın mı, bilemedi. En değerli kazlarından biri yerde cansız yattığı gibi, arabasının ön lastiğini de saçmalar paramparça etmişti. Komşularının günahını boşuna almıştı. Kazdığı kuyuya kendi düşmüştü.

Share this content: