Konya

Günün Masalı: 28 Eylül

Günün Masalı

GEZ DÜNYAYI GÖR KONYA’YI 

Orta Anadolu‘nun şehirlerinden biridir KonyaOnun dünyaya bedel bir şehir olduğunu anlatmak isteyen bir söz vardır: ‘Gez dünyayı, gör Konya’yı.’ Bu şehrin tarihi yapılan ve doğal güzellikleri bu övgüyü hak edişinin nedenlerinden biridir. Konya, Anadolu Selçuklu Devleti‘nin başkentidir. Bu yüzden şehirde pek çok Selçuklu eseri vardır. Bu eserlere Osmanlı döneminde de külliye diye adlandırılan cami, medrese, hamam gibi yapı topluluklarının güzel örnekleri katılmıştır. Şehirdeki tarihi binalar kadar coğrafi bölümler de Selçuklu Devleti‘nin izlerini taşır. Bunun en güzel örneği Alaaddin Camii ve Alaaddin Tepesi‘dir. Şehrin en önemli tarihi kalıntılarından biri de Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadabad Sarayı ve bu sarayı süsleyen yıldız biçimli, insan ve hayvan resimli çinilerdir. 

Bu güzel şehrin başkent oluşu pek çok bilginin ve sanat adamının şehre gelmesine yol açmıştır. Bu bilgin ve şairlerden biri kısaca Mevlana adıyla anılan Mevlana Celaleddin Rumi‘dir. Mevlana, babası ‘bilginler sultanı’ sanıyla anılan Bahaddin Veled ile birlikte Türkistan‘ın Belh şehrinden gelmiştir. Mevlana, insanların eşitliğini savunan dünya görüşü ve insanı, sevgiyi öven şiirleriyle bütün dünyada tanınır. 

Selçuklu Devleti‘nin resmi dili olan Farsça yazan Mevlana‘nın bir şiirini A. Kadir‘in Türkçesiyle anımsatayım: 

Alemin bal şerbetinden bana ne

İşte önümde benim ayran tasım 

Ne malım mülküm var ne azığım 

Ben gene de senin azığın olsun diye çalışırım 

Senin başını sokacak bir yerin olsun diye 

Senin bir dikili ağacın… 

Ama hürriyeti kulluğa taş çatlasa satmam.” 

Mevlana‘nın izinden gittiklerini söyleyen Mevlevi dervişler, ‘semah‘ denilen değişik ayinleriyle tanınırlar. Uzun külahlı tennure denilen beyaz, geniş elbiseli bu dervişler belirli bir müzikle dönerler. Mevleviler Anadolu topraklarında edebiyat ve müziğin gelişiminde olumlu rol oynamışlardır. Konya‘ya bağlı Akşehir ilçesi de Nasrettin Hoca‘nın yaşadığı yerdir. 

Konya‘nın pek çok söylencesi vardır. “Kaşıkçı güzeli‘ bence bunlardan en güzelidir. 

Konya çarşısına genç bir delikanlı kaşıkçı dükkânı açar. O zamanlar kullanılan tahta kaşıklardan yapar. Bu kaşıklara verdiği biçim kadar kaşıklara yazdığı şiirler yüzünden de ünü yayılır. Delikanlı, usta bir kaşıkçı olduğu kadar yakışıklı ve tatlı dillidir. Bu yüzden dükkânına genç kızlar, genç kadınlar gelir. Delikanlı bunlardan birine tutulur. Onun dışında kimselere yüz vermez. Bir gün dükkâna Konya Valisi gelir, “Oğlum, kaşıklara yazdığın şiirlerden anladığıma göre âşıksın. Sordum kimin kimsen yokmuş. Sevdiğin kızı babasından ben isteyeyim,” der. Delikanlı, “Sağ olun efendim. Ancak sevdiğim kızın kimin nesi olduğunu bilmiyorum,” yanıtını verir. Vali de kız dükkâna uğradığında kendisine göstermesini ister. Bu kız kimin kızı olursa olsun delikanlıya alacaktır. Biraz sonra yanında dadısıyla yüzü örtülü bir genç kız girer dükkâna. Delikanlı işaret edince vali kızın yüzünü açıverir. Kaşıkçının âşık olduğu kız kendi kızıdır. Vali sözünü tutar ve iki genci evlendirir.” 

Böyle bir öykünün anlatıldığı şehri görmek dünyayı görmek gibi değil midir?

Etiket

Yorum Yapın