Ben bilirim, ben blirim, ben komik bir kaz bilirim. Kesmişler ölmemiş, pişirmişler kırk günde pişmemiş. Susun bakalım kikirdek terlikçikler. Bu kazı ben uydurmadım. Bunu Kaygusuz Abdal adlı bir şair 15…

Ben bilirim, ben blirim, ben komik bir kaz bilirim. Kesmişler ölmemiş, pişirmişler kırk günde pişmemiş. Susun bakalım kikirdek terlikçikler. Bu kazı ben uydurmadım. Bunu Kaygusuz Abdal adlı bir şair 15. yüzyılda yazmış. Bu şiirin bir düşünceyi kavramayan insanları alaya aldığını söyledi annem. Ama ben çok güldüm. Bak terliğin sağ teki, sen de dinlemiyorsun söylediklerimi. Sus da dinle: Şiire göre pazardan bir kaz almışlar. Bu kazın ‘kanadı sarı, eti kemiğinden diri‘ymiş. Ocağa koymuşlar, kırk gün kaynatmışlar, kaynamamış. Yani pişmemiş. Sonunda kazın suyuyla pilav pişirmek istemişler ama bakın başlarına ne gelmiş:
“Suyuna bulgur saldılar,
Bulgur “Allah” diye kalkar,
Bu ne haldir arkadaşlar
Kırk gün oldu kaynatırım, kaynamaz.”
İşte böyle sevgili terlikçiklerim. Kaygusuz Abdal masala benzeyen, gülünen şiirler yazmış. Terlikler, bilmediğinizi sorun, ‘abdal‘ derviş demek, ‘aptal‘ demek değil… Gürültü ederseniz masal anlatmam. Masal var tabii, hem de kazlı bir masal. Kaygusuz Abdal‘ın kazına da benziyor. Bunu bize bir masal dedesi derleyip yazmış. Pertev Naili Boratav dede. Masalın adını ‘Kaz Avı‘ koymuş:
“Biz beş kardeştik. Birimiz kör, birimiz topal, birimiz sağır, birimiz çıplak, birimizin tüfeğinin çakmağı yok. Ava gider, avdan gelirdik. Yeşermemiş çalı dibinde, doğmamış tavşan avlardık. Gene ava gittik, az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Tepelerde yel gibi, derelerde sel gibi, ödünç alınmış un gibi, toza da toza gittik. Geri döndük, baktık bir koldan uzun bir yer gitmişiz. Sağır: ‘Durun hele çocuklar, bir kaz geliyor, kanadının sesi kulağıma değdi. Yoksa burası deniz mi?’ dedi. Kör elini alnına dayadı. ‘Burası göl. Kazlar çırpına çırpına geliyorlar,’ dedi. Çakmaksız tüfeği olan, sıktı kazı vurdu. Topal, ‘Siz yetişemez, murdar edersiniz,’ dedi. ‘Ben varayım.’ Çıplak, ‘Siz düşürürsünüz, ben koynuma koyayım,’ dedi. Aldı koynuna koydu. Kazı pişirmeye kazan gerekti. Gölün kenarında gezerken dibi düşük, kenarı hiç yok bir kazan bulduk. Basa basa kazanı suyla doldurduk. O kazı kaldırdık koyduk ocağa. Kaz kalktı kaçtı bucağa. Bu ne haldir Hacı Ağa? Üç gün oldu kayna deriz, kaynamaz. Nineden aldık tuzu, pişirmek için kazı. Kazın gölde kaldı gözü. Üç gün oldu kayna deriz, kaynamaz. Kazın kanadı akça, eti kemiğinden pekçe. Ne kazan kaldı ne kepçe, üç gün oldu kayna deriz, kaynamaz. Sekizimiz çalı çeker, dokuzumuz ateş yakar, kaz kaldırmış başını bakar. Üç gün oldu kayna deriz, kaynamaz. Biz başladık kazı yemeğe, kaz kalktı başladı bizi dövmeye. Utanır olduk komşulara demeye.
Neyse, acı zulüm kazı yedik ama ne karnım doydu ne yüzüm güldü, hiç bana keyif gelmedi.‘
Güzel terlikçiklerim çok güldünüz, değil mi? Masal çok komikmiş, değil mi? Hadi güzel güzel uyuyun şimdi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.