Keloğlan‘ı bilirsiniz. Saçı yok, aklı çok bir oğlancık. İşte bu Keloğlan bir gün avare avare dolaşırken yolda bir bilye bulur. Bilyeyi koluna silerek parlatır. Sonra da onu elinde atıp tutarak..

Keloğlan‘ı bilirsiniz. Saçı yok, aklı çok bir oğlancık. İşte bu Keloğlan bir gün avare avare dolaşırken yolda bir bilye bulur. Bilyeyi koluna silerek parlatır. Sonra da onu elinde atıp tutarak koşmaya başlar.
Evine gelince evde de güzel bilyesiyle dolaşarak oynamayı sürdürür. Ama bilye yere düşüp yuvarlanarak tahtanın aralığından aşağı düşer. Ne yaptıysa bilyesini düştüğü yerden çıkaramaz. Vakit geçirmeden köyün marangozuna gider. Soluk soluğa derdini anlatır ama marangoz onu dinlemez. Keloğlan, tahtaları kesip bilyesini çıkarması için onu çağırmaya geldiğini söyleyince sadece:
–Ne bilyesiymiş, diye söylenir. Nohut kadar bilyen için ben dükkânımı bırakıp gelemem.
Keloğlan‘ın gitmediğini görünce de tahtalardan birini kapıp üstüne yürür. Keloğlan bir yandan dayaktan kurtulmak için kaçarken bir yandan da:
–Seni beye şikâyet edeyim de gör, diye bağırır.
Keloğlan bu. Dediğini yapar mı yapar. Beyin konağına gidip şikâyetini söyler.
–Ne olursa senden olur beyim, marangoz senden korkar, ona söyleyiver de bilyemi tahtanın arasından çıkarsın.
Köşesinde esneyip duran bey, bunun üstüne:
–Sen deli misin, nesin Keloğlan, ben senin uşağın mıyım? diyerek bastonunu kaptığı gibi bunu yanından kovar. Keloğlan bir yandan kaçarken bir yandan da:
–Ben seni şimdi hanımına şikâyet edeyim de sana küsüp seninle konuşmasın, diyerek beyin hanımının yanına varır. Derdini anlatıp şikâyetini söyler:
–Şimdi senden başka kimse bana yardım edemez. Sen şimdi beye küsüp onunla konuşma. Bey o zaman marangoza gidip onu azarlar. Marangoz da beyden korkup bilyemi tahtanın arasından çıkarır.
Beyin hanımının başı ağrıyordu. Keloğlan‘ın anlattıklarından bir şey anlamadı. Keloğlan‘ın durup dinlenmeden karşısında dırlanmasına kızarak kürklü terliğini üstüne fırlatır. Keloğlan bir yandan kaçarken bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırır:
–Seni fındık faresine şikâyet edeyim de gör. Fındık faresi aynalı çeyiz sandığının içine girsin de içindekileri didik didik etsin. O zaman aklın başına gelir.
Keloğlan buradan tavan arasındaki farelerin beyinin yanına gider. Derdini olduğu gibi anlatır. Şikâyetini söyler:
–Farelerin padişahı, şimdi ne yaparsan sen yaparsın. Sen şimdi gidip beyin hanımının sandığındaki çeyizleri parçala. O zaman hanım beye küsecek, bey gidip marangoza kızacak, marangoz da beyin korkusuna bilyemi çıkaracak.
Farelerin beyi, ‘Çik çik‘ ederek küçücük bir bilye için rahatını bozamayacağını söyleyerek onu kovar. Fareye çok kızan Keloğlan:
–Ben şimdi seni kara kediye şikâyet edeyim de gör! Seni bir lokmada yutsun, diyerek oradan ayrılır.
Keloğlan kara kediyi büyük bir evde sobanın arkasında yatarken bulur. Derdini anlatır. Şikâyetini söyler:
–Aman kedi hazretleri bütün iş sende. Şu fare beyini yakalayıp hanımın sandığına sok. O, sandıktaki kumaşların hepsini parçalayacak, hanım da beye küsecek, bey gidip marangoza kızacak, marangoz da beyin korkusuna bilyemi çıkaracak.
Kara kedi yerinden bile kıpırdamaz:
–Mırnav mırnav, bu iş çok uzun Keloğlan! Bugün git yarın gel, diyerek derin bir uykuya dalar.
Bunu gören Keloğlan:
–Ben de gider seni göletteki suya şikâyet ederim. Seni ıslatıp boğsun da gör! diyerek ırmağın ortasındaki göletin başına gider.
Ona da derdini döküp şikâyetini söyler:
–Çağlayıp coşan su, coşup taşan su, sel olup akan su, senden dileğim şu: Kara kedinin postunu bir güzel ıslat, kedi uykusundan fırlayacak, fareyi yakalayacak, fare kaçıp hanımın sandığına girecek, hanım beye küsecek, bey gidip marangoza kızacak, marangoz da beyin korkusuna bilyemi çıkaracak.
Durgun su, Keloğlan‘ı dinledikten sonra:
–İyi söylersin, güzel söylersin Keloğlan, der. Ama ben bu durumdan memnunum. Bir kez duruldum, yeniden bulanamam. Bir daha çamurlanıp kirlenemem. Onun için sel olup akmam. Ne halin varsa gör!
Keloğlan, içinden, ‘Şimdi görürsün sen!’ diyerek eline uzun bir sırık alıp durgun suyu karıştırmaya başlar. Karıştırdıkça su bulanır. Ardından göletin set duvarlarında koca bir delik açar. Su bu gedikten gürüldeyerek akmaya başlar. Sel olup ortalığa yayılır.
Sellerin ortalığı kapladığını gören kedi, suya kapılmamak için yerinden ok gibi fırlayıp tavan arasına çıkar, kediyi gören fare korkudan sandığa girer, hanımın aynalı çeyiz sandığındaki bütün kumaşları kemirmeye başlar.
Farenin sandığın içinde tıkırdadığını duyan hanım beye küser, onunla konuşmak istemez. Karısının gönlünü almak isteyen bey, marangozu azarlamak için dükkânına gider, beyin kızgın kızgın dükkâna geldiğini gören marangoz testereyle keseri kaptığı gibi Keloğlan‘ın evine gider, tahtaları kesip Keloğlan‘ın bilyesini çıkarır.
Keloğlan da oyuncağına yeniden kavuştuğu için mutlu olur. Bilye de bundan böyle onun için yalnız oyuncak değil, kimsesizliğini paylaştığı bir arkadaşı gibi olur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.