Omurtag Han

Günün Masalı: 11 Ekim

Günün Masalı

Ben bilirim, ben bilirim. Ben kaleleri bilirim. Sen hiç kale gördün mü püsküllü minder? Futbol maçı kalesi değil, taştan kale. Yarın gösteririm. Ya sen minik terlikçiğim? Böyle bir kalenin öyküsünü dinledim geçen gece. Biraz uyuklamışım, öykü masala dönüştü. Ülkemizin komşularından Bulgaristan ile ilgili bir söylence. On iki yüzyıl önce, Tuna‘ya yakın Pliska diye bir yer varmış. Başkentmiş. Bir de Madara Kalesi varmış, granitten yapılmış. Bu kaledeki bir kayada bir kabartma varmış. Kabartmada at üstünde eli mızraklı bir yiğit görünüyormuş. Bu kabartmayı bir delikanlı günlerce uğraşarak oymuş. Bütün kızlar ve erkekler onun hünerine hayran olmuş. 

Yaa terlikçiğim, bugün de varmış bu kabartma. Ama kabartmada atını mahmuzlayan yiğit Tuna nehrine bakmaktaymış… Elinden mızrağı fırlamış, resmin oyulu olduğu kaya da çatlamış. Öykü kayanın çatlamasıyla ilgili. Bu resmi oyduran ünlü Omurtag Han’mış. Kabartmanın bittiği gün Han, heykeltraştan ne armağan istediğini sormuş. Heykeltıraş, “Sağlığınız!” diye geçiştirmiş. Han kızmış, bağırmış, “Dile, şahane eserin için şahane bir armağan dile!” Delikanlı da demiş ki, “Sağ elinde ulu han yurdumuzun sınırını çizdiğin bir kılıç tutuyorsun. Sol kolunla da yeryüzünün bütün hazinelerinden daha değerli bir genç kıza, kızına sarılmışsın. Sol kolunun sarıldığı kızı isterim senden!” 

Yaa, püsküllü minder, yaa minicik güzel terlik, siz onlar ermiş muradına masallarını biliyorsunuz. Bu masal öyle bitmiyor. Omurtag Han, kızını verdiğini söylemiş heykelciye halkın önünde çünkü kızının da heykelciye âşık olduğunu biliyormuş. Ama o gece çağırıp bir muhafızı, “Git kızımı al da gel! Getir bana ustanın başını,” diye emir vermiş. Anlayacağınız o usta heykeltıraşın başını kestirmiş o gece. Yanına getirttiği kızı da babasının misafirlerini ağırlamak zorunda kalmış. 

Sonra mı, sonrası şöyle: ‘‘Sabahleyin çiy taneleri daha yaprak uçlarında ışıldamadan, arabalar daha Tuna tarlalarının tınazları arasında dolaşmadan, yeşil yıldız serpelenmiş beyaz tören giysisili bir kız, kaleye doğru kayalar arasında kıvrılan basamakları tırmanıyordu. 

Kızcağız ta tepeye çıktı, güneşe doğru döndü, bir şeyler mırıldandı, kendini boşluğa fırlattı. O yere düşer düşmez, kaya yukardan aşağı çatladı, atlı da mızrağını elinden düşürdü.” 

Sevgili terlikçiğim, minik püsküllü minderim, söylenceleri yazarlar öyküleştirir. Angel Karaliyçev yazmış bu öyküyü. Öyküsünde usta ile han kızının iki yıldız olarak, yan yana, Madara‘nın üstünde göründüğünü söylüyor. Herhalde yan yanadırlar. Hadi güzel güzel uyuyun şimdi. 

Etiket

Yorum Yapın